Grafikerlikte usta çırak ilişkisi nasıl olmalı, alaylı mektepli ilişkisi nasıl olmalı

farukcagla

Grafik Öğretim Görevlisi
Kayıt
24 Şubat 2008
Mesaj
642
Tepki
23
Tekstil Grafik Kursu
GRAFİK TASARIMDA USTA ve ÇIRAK İLİŞKİSİ veya SERBEST PİYASA

1- Grafik tasarım konusunda kimin usta, kimin çırak, kimin kalfa olduğu belli değildir, her şey iç içe geçmiştir. Bu durum ucuz emek arayan patronların işine yaramaktadır. Reklam verenin kültürsüzlüğü de bunu körüklemektedir.

2- İki aylık kurs bitiren de, 3 yıllık meslek lisesi bitiren de, 2 yıllık veya 4 yıllık fakülte bitiren de grafiker (grafik tasarımcı) sayılmaktadır. Sorun sadece piyasanın ekonomik şartları değil, grafik sanatının ne olduğunun bilinmesinin engellenmesi sorunudur. Sorun eğitim ve kültür sorunudur.

3- Duvarcı ustası, elektrikçi, veya muhasebeci grafikerlik yaptığı gibi; tekstil mühendisi, mimar, bilgisayar mühendisi gibi kariyerli mesleklerden diploma sahibi olup da grafikerliğe gönül verenler de grafik tasarımcılığı yapmaktadır. Sorun; alet işler el öğünür ata sözü ile; eli görmeyen yazıyı kalem yazdı sanır sözü arasındaki dengenin kurulamayışıdır.

4- Burada sıkıntı; alaylı veya mektepli olup olmamak değil, kimin ne kadar usta ne kadar kalfa olduğunun saptanamayışından kaynaklanmaktadır. Sorun; hiç bilenle bilmeyen bir olur mu, veya emaneti ehline veriniz sözlerinin unutulmuş olmasındadır.

5- Kısaca mesleğin niceliği çok genişlemesine rağmen, mesleğin NİTELİĞİ konusundaki diyagram eğrisi bu nicelik artışına göre yukarıya doğru bir kalite doğrultusu göstermemektedir.

6-Bunu serbest piyasa ekonomisi ile, ne yapalım koşullar böyle şeklinde adam sendeci bir yaklaşımla kabullenmek mümkün değildir.

7-Düşük ücretle çalışmaya razı olup, kendine grafiker payesi verilmiş, aslında usta grafiker olmadığını bilip, kendinin usta grafiker gibi gösterilmesine itiraz etmeyip, deneye yanıla meslek öğrenen gençlerin bu çabalarına hak verip, desteklemek; aslında bu piyasa koşullarını desteklemektir. Zulmü görmemek ve ortak olmaktır.

8-Bu yanlış anlayışın en önemli ürünü; “teknoloji o kadar gelişmiştir ki bir kişi 5 kişinin bildiği programları bilmelidir, 5 kişinin işini tek kişilik maaşa, hatta onun da yarısına da yapmalıdır, çünkü koşullar artık böyle”, anlayışıdır. Bu bizi dünyayı teknoloji yönetiyor mantığına götürür, oysa teknolojiyi de insan yönetir.

9- Şimdi tam bu konuda filmcilik sektörden örnek vermek isterim; Filmcilik sektöründe senaryo; İbrahim Tatlıses, Müzik; İbrahim Tatlıses, Baş Rol; İbrahim Tatlıses, Yönetmen; İ.Tatlıses ve Yönetmen İ.Tatlıses olursa ve film yapmak artık İbo yöntemi ile gerçekleşir hale gelirse, (ki burada İbo malı götürüyor, 1 kişinin maaşına bu işleri yapmıyor, tek fark bu. Ayrıca herkes İbrahim Tatlıses gibi 5 işi birden yapamaz) inşaat sektöründe de; bir gökdelenin statik ve çelik hesaplarının aynı mimar tarafından yapılması, çeliğin en ucuzunun bulunup alınması, şehrin göbeğinde arsa bulunması, belediye ve bakanlık ile ilişkilerin bu mimar tarafından yürütülmesi, binanın iç dekorasyonunun iç mimar tarafından değil de yine aynı mimar tarafından bir çırpıda yapılması, binanın elektrik donanımlarının da elektrik mühendisi tarafından değil bu mimar tarafından yapılması ve tüm bunların, bir kişinin yarı ücretine yapılması anlamına gelir.

10-Yine devam edersek; çizgi film sektöründe bir ressamın karakter tipi oluşturması, onun her türlü hareketini gerek manuel gerek computer graphicte vermesi, elbisesinin içini boyamasını, arka plandaki manzaraların back-ground ressamlığını yapması, 3D max animasyonlarını, after effect’lerini, senaryosunu, metnini, müziğini, vesair her şeyini tek başına yapmaya kalkıp bir de bir kişinin yarı fiyatı ücret talep etmesine benziyor. Her şeyi ekonomi belirlemez. Her şeyi teknoloji de belirlemez. Hepsinin arkasında hepsini belirleyen bir zihniyet vardır. Bu zihniyete kimi politika der, kimi siyaset der. Ülkelerin bağımsızlılığı ve ne kadar bağımlı olduğu bu zihniyet üzerinde ne kadar hak sahibi olduğu ile ölçülür. Bu zihniyeti yöneticiler belirler, erk'i, idareyi elinde bulunduranlar belirler. Doğru düşünen doğru yönetir.

11-Şimdi piyasa bunu istiyor diyenler, aslında kendileri böyle istiyor demektir. Bunları böyle yapmak isteyen gençlere destek olalım vs. gibi yuvarlak laflar bu sorunları çözmez.Gençlerin önünün açılması onları usta diye kandırıp çırak maaşı ile aldatmakla olmaz. Onları ustanın ekmeğine göz dikmeden layık olduğu kadroda layık olduğu maaşla çalıştırarak, onlara iyi bir ustanın yanında çalışma şartları sağlayarak ve onları meslek içi eğitimden geçirmekle olur.Bunu da ne üniversiteler, ne de dershaneler yapmaktadır. O halde grafiker örgütleri yapacaktır.

12- Bu örneklerdeki gibi grafiker, sinemacı, mimar, çizgi filmci yok mudur? Vardır ama az sayıda. Ya bunlar işletme sahibi olmuştur, ya da istisna olarak müstesna yerlerinde isimleriyle marka olmuş meşhur kişilerdir. Firma sahibi olmasalar bile isimleri firma gibidir ve zaten artık her işi de yapmazlar, yaptırırlar. Böyle 1-2 müstesna kişinin çıkmış olması bu sorunları yok etmez.

13-Bu sorunların tek çözümü kaliteyi arttırmaktır. Fabrikalardaki gibi kalite kontrol sistemleri geliştirmektir. O zaman kaliteli usta, elinin altındaki çıraktan kaliteli kalfa yetiştirir. Bu kalite artışı nasıl sağlanır?

14-Bunun için grafikerlere iş veren sektörlerin temsilcileri, ile alaylı veya mektepli, usta veya çırak; grafikerlik (aslında grafik tasarımcılık) mesleğinden ekmek yiyenler, grafik tasarım eğitimi veren eğitim kurumları, devlet ve özel üniversiteler, grafik programı eğitimi veren dersaneler bu nitelik artışı için çare aramalıdırlar.

15-Doğru düşünenin doğru yönetmesi için güçlü de olması lazımdır.Grafikerlerin doğru bir hedefe doğru, haklı oldukları isteklerle, güç kazanmaya ihtiyaçları vardır. Ve elbette bu sorunları "dürüstçe" tartışmaya ihtiyaçları vardır.

Faruk Çağla
 

farukcagla

Grafik Öğretim Görevlisi
Kayıt
24 Şubat 2008
Mesaj
642
Tepki
23
@Arzu Uluırmak

Oğuz Ünal adlı mektepli bir grafiker dostumuz Gra-List group'ta yayınladığı bir mektupta yeni kurs bitiren gençlerin bilgisini HAM, TEHLİKELİ ve HATTA KONTROL altına alınması gereken bir bilgi olarak ifade etmiş, buna sonuna kadar katılıyorum.

Hani olmamış hurmanın ağzımızı buruşturması gibi bir şey bunların yaptığı tasarım. Tek farkla yüzümüzü buruşturuyor.

Ve bunları devlet ve Üniversiteler de kontrol altına almıyor. Üzücü olan da bu.

Ve yine grafikerler bu konuda örgütlü değiller, kimdir bu adrese efekt veren kardeşlerimiz, nerden çıktı bunlar, bunlar bir kayıta, belgeye sınava tabi tutulsun diye kontrol altına almak isteyen de yok.

Ve her yıl binlercesi mac operatörü fabrikalarında üretilip piyasaya salınıyor, gerçek tasarımcıları ekmeğinden etsin, grafik tasarım kirliliği yaratsın diye.

Gerekçe de ekonomik kriz ve piyasa bunu istiyor...

Aslında kültürel kriz ve kurnaz patron böyle istiyor. Kültürsüz müşteri de yiyor. Çünkü kültürel kriz sadece kültürsüz patron yaratmıyor, kültürsüz grafiker yarattığı gibi kültüğrsüz müşteri de yaratıyor, ötesi yok.
Kültürsüz zenginler, kültürlü fakirler üretme mekanizması başarıyla işletiliyor.

Oğuz bey bir de çok önemli bir konuya değinmiş, grafik tasarımcı veya art direktör meselesi...

Ben diyordum ki art direktörün art ını aldılar, direktörünü attılar. Art diye grafiker muamelesi yaptılar, yönetmenlik vasfını elinden alarak kimseyi yönetemez duruma getirdiler. Yaratıcı grafiker diye de veya tasarımcı grafiker diye de bir paye çıkardılar (sanki grafiker tasarımcı ve yaratıcı olmazmış gibi), sonunda sanat yönetmenini sadece kendi sanatını yönetir hale sokarak grafiker maaşından 300-400 fazla vererek 2-3 kişinin yapacağı işi önüne yığdılar.... Yeni bir grafik tasarımcı modeli türettiler. Ne yapalım teknoloji geldi böyle oldu dediler...

Yani eskinin dizgicisi, pikajörü, sayfa sekreteri grafik tasarımcı ve hatta tövbeler olsun, art direktör olurken, eskinin art direktörü hooop yaratıcı grafiker diye ucube bir duruma indirildi.... Eeee teknoloji böyle yaptı dediler...

Bunu da ayrıca tartışalım mı ne dersiniz?

Bakalım kaç kişi ne söyleyebilecek?

Saygılar.

Faruk Çağla

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

(Oğuz beyin mektubu aşağıdadır;)

Re: [GRA-LIST] TASARIM EGITIMI ALMAMIS, PROGRAM KULLANABILEN YARATICI GRAFIKER


1980 yilinda Akademi'de grafik bolumu ogrencisi iken, yazi dersinde verilen odevlerden biri de caddelerde dolasip billboardlardaki, tabelalardaki yanlisliklari, espas hatalarini vs. fotograflamak ve bunlarin en az birkacinin olmasi gerekenini gostermekti... hocalarimiz o donemde cevredeki bu gorsel kirlilikten fane halde sikayetciydiler...

acaba bugunlerdeki olaganustu gorsel kirlilik konusunda ne dusunur hocalarimiz... en temel billboard fonksiyonlarindan bile habersiz olmanin otesinde son derece estetik yoksunu asla bir mesaj iletmeyen bir kalabalik halindeki billboardlar, karmancorman tabelalar, gozlerinizi nereye cevirseniz kurtulamadiginiz bir kirlilik...

ben hatirliyorum, sozunu ettigim donemde tabelacilar bile grafik ogrencilerini calistirilardi...

simdi ise faruk beyin son derece net ve dogru gozlemleri dogrultusunda durum felaket... 2-6 aylik kurslardan mezun olanlar sanat yonetmeni olarak is basvurusunda bulunuyorlar ve ise kabul de ediliyorlar... iclerinde cok olaganustu yetenekte olanlari bir kenara ayiracak olursak bu kadarlik surede verilecek egitimle gelinecek yer ve baslanacak nokta ancak mac operatorlugudur... cunku bu kurslarda faruk beyin de belirttigi gibi ancak programlari efektif kullanabilme becerisi verilmekte... ama bu bilgi bile uzerine bir iki yillik deneyim konulmadiktan sonra son derece ham ve hatta tehlikeli ve bu nedenle de kontrol edilmesi gereken bir bilgidir...

yine grafik ogrencisi iken is basvurdugum bir ajans sahibi (ismini ne yazik ki hatirlamiyorum) bana verecegi ucreti kalem kalem hesaplarken izlemem gereken film, takip etmem gereken grafik literaturu ve ayrica genel kultur anlaminda edinmem gereken formasyonlar icin harcamam gereken parayi da bir kalem olarak ayirmisti... bir de donemimizdeki reklam isverenini dusunelim, yine faruk beyin belirttigi gibi kartvizitte bile photoshop efektleri kullanmayi marifet olarak goren, sadece program kullanicisi olma disinda tasarimsal en ufak vizyonlari olmayan operato¹rleri grafik tasarimci olarak kabul eden ancak mac operatoru maasi odemeyi de ihmal etmeyen yonetci portresi...

sakin yanlis anlasilmasin, asla mac operatorlerini kucuk dusurmek niyetinde degilim... soylemek istedigim sey sadece su: uzmanlik alanlarina saygi duyulmali herkes tarafindan... mac operatorlerine her zaman gereksinim vardir ve olacaktir da.... ama grafik tasarimcinin veya sanat yonetmeninin (bunlarin algilanis bicimi de birbirinden farkli, bu da ayri bir tartisma konusu ya) calisma alanlari mac operatorunun calisma alanindan farkli bir bir uzmanlik alanidir...

saygilarimla
oguzunal
grafik tasarimci
 

farukcagla

Grafik Öğretim Görevlisi
Kayıt
24 Şubat 2008
Mesaj
642
Tepki
23
Bir ilan görmüştüm; Freehand, Photoshop kullanmayı bilen, yetenekli grafiker aranıyor diye.

Bunun üzerine şu aşağıdaki yazıyı yazdım;

TASARIM EĞITIMI ALMAMIS, PROGRAM KULLANABILEN, YARATICI (ve
YETENEKLI) GRAFIKER ARANIYOR !

Artık grafikerlerde, grafik tasarımcılarda eğitim, okul, mektep,
medrese aranmıyor…

Program bilgisi ve yetenek daha önemli. Program bilgisinden de öte,
programları hızlı kullanma özelliği çok daha ön planda. Bir de olursa
yanında yetenek de olsun.

Tasarım zaten öyle ya da böyle çıkar. Olmazsa patron tasarıma yardım
eder, olmazsa müşteri yardım eder.

Böyle iş yürür mü diyorum, yürür diyorlar. Baksana zaten hep böyle
yürüyor, diyorlar. Yaygınlaşmış yanlışı doğru örnek diye veriyorlar.

Yani halkımız kaynana dizleri seviyorsa, halkımız böyle istiyor
diyeceğiz.

Piyasa böyle dediler mi akarsular duruyor. Sanki devleti, eğitimi,
okulları, bilimi her şeyi, piyasa yönetiyor.

E tabii ki, devlet yönetemezse piyasa yönetecek, boşluk, bir biçimde
dolacak.

Piyasadaki okunmayan tabelalar, karınca duası gibi yazı doldurulmuş
Bill-boardlar, adreslerine bile Pphotoshop efektleri verilmiş
kartvizitler hep eğitimsiz grafiker(grafiker eğitimsiz olur mu?)lerin
yaptıklarıdır diyorum. Bana karşı çıkıyorlar, eğitim şart mıdır,
önemli olan yetenektir diyorlar.

Ne diyeceğimi ben de şaşırdım. Grafiğe yeteneği olmak ne demek bunu
da anlayabilmiş değilim. Mühendisliğe yeteneği olan bir genç, onun
okuluna gitmeden çarpık çurpuk binalar yapar. İşte laz müteahhitlerin
veya inşaat kalfalarının yaptığı binalar. Onlar da yetenekli, ama
eğitimsiz.

Tıbba yetenekli genç, tıp fakültesine gitmesin mi?

Motor teknik okulundan usta motor tamircisi çıkar, motor tamirine
yetenekli çocuklar okuluna gitmeden, ustanın yanında eğitim almadan
nasıl tamirci olurlar, sadece yetenekleri ile mi?

Her mesleğin bir eğitimi, mektebi-medresesi var da, grafikerliğe
gelince niye eğitim lazım değil illa da yetenek deniyor, bunu
anlamıyorum.

Bunu savunanlar gerçekten inanıyorlar mı, yoksa işlerine mi öyle
geliyor?

Bir sürü kurs 2 ayda grafiker yetiştirdiğini iddia ediyor. Eğer
iddiaları doğruysa bu kepaze işleri kim yapıyor? Bu okunmayan
tabelaları, billboardları, kartvizitleri yapanlar nereden geliyor da
bu mesleğin içine giriyor?

Kurslar grafiker yetiştirmiyor. Kurslar MAC OPERATÖRÜ denilen GRAFİK
İŞÇİSİ yetiştiriyor. Sistem, fabrikasyon olarak MAC OPERATÖRÜ
üretiyor, GRAFİKER değil. REKLAM SEKTÖRÜNE, sadece YARDIMCI HİZMET
ELEMANI ÜRETİYOR. Bunun FARKINA VARALIM ARTIK.

BU kişileri kandırarak, onlara GRAFİKER ünvanı veriliyor ve PİYASAYA
SALINIYOR.

Mesleği ucuzlatan da onlar, kaliteyi düşürenler de onlar.

Nasıl gerçek matbaacılar çantacılara karşı iseler, gerçek grafik
tasarımcıların da onlara karşı olması lazım.

Gerçek reklamcıların bu kişileri dizgici veya çırak grafiker
konumunda işe alıp, iyi bir usta grafikerin yanında eğitim
görmelerini sağlaması lazım.

Bu kişiler eğitilmeden onların yaptığı işlerin müşteriye ulaşmasını
engellemek lazım.

Bunun için de başından beri ve her ortamda dile getirdiğim, önce
patronların kültürlü olması lazım.

Para ile kültürün aynı adamda olması lazım.

Çünkü grafik sanatlar bir kültür sanatıdır. Kültürsüz kişiler
tarafından mahvedilmemelidir.

Matbaacı da, reklamcı da, grafiker de kültürlü olursa müşteri
kültürsüz bile olsa doğru grafik tasarımlar ortaya çıkar.

Grafiker kültürsüz, grafikerin patronu kültürsüz olursa işte böyle
okunmayan tabelalar, ilgi çekmeyen billboardlar, çamur gibi
kartvizitler meydana çıkar. Sonunda kötü reklam oluşur. Reklam
kirliliği meydana gelir. Yapılan masraf ve harcanan emek israf
edilir, çöpe atılır.

Reklamdan umulan fayda hasıl olmaz.

Giderek memleket ekonomisi zarara uğrar...

Bakın eğitimsizlik nerelere kadar zarar veriyor.

Bu nedenle mac operatörleri grafik tasarım eğitimi almalı diyorum.
Eğer yetenek varsa, eğitim ve bilgi ile desteklenmeli diyorum.

Unutmayalım; akıllı kişiler kendi tecrübelerinden istifade edecek
kadar aptal değildir, onlar başkalarının tecrübelerinden istifade
ederler.

Yavru ceylan bile önce annesinin tecrübelerinden yararlanır. Hiç bir
ceylan eğitilmeden çayırlarda serbestçe oynamaya veya beslenmeye
çıkmaz.

Bizim mac operatörleri ise saldım çayıra mevlam kayıra misali
ortalıkta grafik tasarımcı diye çatır çatır iş yapmaktalar.

Tabiatın bile bir kanunu var, grafikerliğin yok.
Saygılarımla.
Faruk Çağla
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Bu yazım üzerine Recep Ünal adlı alaylı bir meslekdaşımız aşağıdaki cevabı vermiş (Gra-Lis'ten alıntıdır);

Elbette egitim sart.

Devlet üniversitelerinin kontenjanı 10-15 kişi, eskiden daha azdı belki.
Başvuru yapanların sayısı 500-1000 kişi, belki daha fazla.
Yani Grafik ve Sanatla uğraşmak isteyen 1000 nin üzerinde genç dışarda kalıyor.
Şimdi bu gençler ne yapmalı? Hadi diyelim bu arkadaşlar kursa gitti yada aldıkları kurs eğitimleriyle bi ajansa girdiler. Yüzlerce ajans var irili ufaklı. Şanslı iseler iyi bi sanat yönetmeninin yanında 2-3 yıl çalışarak kendilerini yetiştirirler. Şans yoksa uzun bi süre bu işin köşesinde bucağında dolanıp dururlar.

Kötü iş çıkaran "arkadaşlara" kimsenin kötü laf söylemeye hakkının olmadığını düşünüyorum. Belki o arkadaş büyük bir özveri ile, ve çok severek bu işi yapıyor. Araştırıyor ama yapabildiği bu kadar. Yani iyi birine denk gelip bak kardeşim burası böyle olur, bunu buraya koyarsan şunu buraya koyman gerekir diyen bi ustası olmadığından o "arkadaş" bildiğiyle ve gördüğüyle o kadar iş çıkarabiliyor ve ekmeğini o işi yaparak kazanıyor.

İbrahim Tatlıses'in dediği gibi Oxford vardı da biz mi okumadık.

Gelelim "Yetenek" işine: Bu Yetenek bu kadar önemli değilse, neden bu üniversiteler bir yıl boyunca kursa gidip bi ton para veren öğrencileri YETENEK sınavıyla üniversitelerine alıyorlar. Bi kere bunu açıklamak gerekir.
Yada her türlü teorik bilgiyi aldın o zaman bu "Yaratıcılık" denen şey nerden geliyor. Eğer o da öğrenilebilir bi' şey ise nereden Yaratıcı işler bu kadar az çıkıyor.
(Yengeç burcu insanların yaratıcılığa yatkınlığı bilindik bi durumdur)

Kesin olan bişey var. Grafiker olmak isteyen gençlere Grafik eğitiminin devlet tarafından sayı sınırlaması getirmeksizin eğitim almaları sağlanmalı. Yani tıp bölümüne, yada hukuk bölümüne 10 tane mi öğrenci alınıyor?

Recep Ünal
alaylı
 

farukcagla

Grafik Öğretim Görevlisi
Kayıt
24 Şubat 2008
Mesaj
642
Tepki
23
Ben de bu mektuba aşağıdaki cevabı yazdım, Gra-Liste yolladım:

Recep bey,
Siz kısa yazıları savunurdunuz, ne oldu böyle uzun yazımı okudunuz ve uzunca cevap yazdınız. Sizdeki bu değişikliği hayırlara yoralım.

Recep bey;
Millet olarak bir komplo ile karşı karşıyayız.
Bu kültürsüzleştirme komplosudur.

Bakınız, her geçen yıl liselere girmek zorlaştırılıyor. Önce üniversite sınavları peydah edildi, sonra lise giriş sınavları. Nerdeyse mezara bile sınavla gireceğiz.

Mektubunuzuın neresine cevap vereyim bilemiyorum. Bir kere şu yetenek meselesinden gireyim. Ben yeteneğe karşı değilim, bilakis yeteneği çok önemsiyorum. Benim karşı çıktığım şudur; patronlara söylüyorum; grafikerden okul istemiyorsun, tasarım istemiyorsun, ya ne istiyorsun? Filanca programları bilsin bir de yetenekli olsun ! Patronlar bunu istiyor. Ben yetenek istenmesin demiyorum. Çarpıklığa öyle alıştırılmışız ki, siz bile buradaki ince oyunu göremiyorsunuz.

Nasıl göremiyorsunuz? Bakınız siz diyorsunuz ki, yetenek elbette istenecektir, çünkü güzel sanat okulları 20 kişi alacaksa bunları yetenek sınavından geçirerek alıyor, dolayısı ile yetenek istenmesi normaldir.

Recep bey, işe alacak patron güzel sanatlar tahsilli, tasarım eğitimi almış grafiker istiyorum dese, ayrıca YETENEKLİ OLSUN demeye ihtiyaçları olur mu? Zaten grafiker dediğiniz gibi yetenek sınavından geçerek grafik tahsil ediyor.

Demek ki patronlar, tahsilsiz olsun ama yetenekli olsun, hiç olmazsa güzel şeyler üretsin demek istiyor. Yani okul ve eğitim istemiyor !!!! Ya da aklına gelmiyor.

Ya biliyor da istemiyor, çok para vermesin diye, veya gerçekten grafiker okullu ve eğitimli olmaz diye aklının bir yerine girmiş.Bunu kim sokmuş? 3-4 aylık grafik programı kursları !!! Devlet okullarının yetersizliğini bu yolla doldurup rant elde edenler.

Bunlar her hafta, her ay, mac operatörü bile olamayan binlerce karınca gibi grafik işçileri mezun ediyorlar...İşte patronlar bunlar arasından yeteneklisi olsun bari diyor...

Hadi alaylı olmalarını kabul ettik, sizin belirttiğiniz gibi, hiç olmazsa bunların içinden iyi bir art direktörün yanında iki sene çıraklık yapmışını seç. Allah için de ki, filanca programları bilen, iyi bir art direktörün yanında en az iki sene feyz almış, bağımsız tasarım yapabileceğine inanan de... Hani diyorlar ya, muteber bir ajansta en az 3 yıl çalışmış diye... İşte bonservistir o... Muteber ajans ne demek, bilinen, geçerli bir ajans demek...

Ama bunları çok az görüyoruz, varsa yoksa eğitimsiz ucuz emek... Bunun ekonomik krizle ilgisi yoktur.

İşte yıllardır kültürel kriz dediğim budur.

Yetenekli ama tahsilsiz elemanı ancak tahsilsiz patron arar. Bana verdiğin ilanı söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.

Yahu zaten yeteneksiz birinin ne işi var grafik tasarımda?

Yani otomobil kullanmaya yetenekli soför aranıyor diye bir ilan gördünüz mü?
Şoför (hadi sürücü diyelim) zaten araba kullanır.

Yani anne olmayı isteyen evlenecek eş arıyorum gibi saçma bir ilandır bu yetenekli grafiker ilanı. Evlenecek kız, bir gün anne olması gerektiğini bilir. Ne demektir filanca programları kullanan ama yetenekli grafiker?

Yani program kullanıyorum diye kendini bi şey sanma, yetenekli de olman lazım haaaa. Yoksa almam...
Neşter kullanmayı bilen yetenekli cerrah aranıyor gibi bir şey... Her cerrahı almam yeteneklisini arıyorum...

Doktorlar böyle ilan görseler seslerini yükseltirler, grafikerlerde tık yok. Biz ise elbette yetenek aransın, aranması iyi bir şeydir,diyoruz iyi mi? Uyanmanın zamanı gelmedi mi?

Hala bu saçmalıkları, kültürsüzlükten beslenen bu oyunları anlayamıyorsak, iyice uyutulmuşuz demektir.

Saygılar sunarım.
Faruk Çağla

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Bu konular hakkında grafikerler.org'un 15,000 üyesi ne düşünüyor acaba?

15,000 i bırakalım 1,500 üyesi bir kelime yazsın dersem yazar mı, hadi 150 kişi bir kelime yazsın, hadi son teklif 15 kişi de mi yok?

Ne diyeyim, ben de yazmayacağım artık...

 

dusmevsimi

Üye
Kayıt
18 Ağustos 2007
Mesaj
1
Tepki
0
Merhabalar,
Faruk Bey, öncelikle sizi tamamı ile destekliyorum.
Alaylıyım. Fakat, sırf grafikerlik için işini gücünü bırakmış bu alana yönelmiş
İlgili üniversitede grafikerlik eğitimini yarıda bırakmış biriyim.
Uğraş vermeden bir iki tık tıkla ortaya çıkarttığı ürünü, patronuna usta bir dille pazarlayan grafikerlerle dolu her yer.
(ki burada patron da, müşteri de ehlilik konusunda duyarsızdır)
Heves etmek mi, gönül vermek mi? Her şeyi yaparım ben mi, kendine güvenmek mi? .........
Ayrıca, alaylı demek; sistemli ve kurumsal eğitimle değil de, kendi çabasıyla konusunda eğitim almaktır.İlla ki "EĞİTİM".
Yani alaylı olmak, öyle "aman üniversite mezunu olmuş lise meznu olmuş ne farkeder" değildir bence.
Popüler kültürün de etkisiyle durum; her işte biraz böyle değil midir?
 

farukcagla

Grafik Öğretim Görevlisi
Kayıt
24 Şubat 2008
Mesaj
642
Tepki
23
@dusmevsimi

Siz bana Faruk bey demişsiniz, ben de size Düş mEvsimi bey veya bayan mı diyeyim? Bu site sanki grafiker arayanlar sitesi değil de gönül arkadaşı arayanların sitesi gibi RUMUZLARLA dolu... Hişşt, aramızda Rumuz GONCAGÜL varmı? Gönül abla soruyor.

Sayın Düşmevsimi kardeşim;
Beni destekleyip hak veren çok az alaylıdan birisiniz. Bu uyanıklılığınız ve aydın bakış açınız beni çok memnun etti.

Yine bu sitede alaylı mektepli ayrımı yoktur, altın semer de vursan merkep yine merkeptir, tahsil cehaleti alır, merkeplik baki kalır konularına değindiğim yazımı bulup okuyunuz. Seveceksiniz.

Bir de alaylılık nedir, kime alaylı denir, bu deyim nereden gelmiştir konulu alıntı yaptığım bir yazı vardır, onu da bulup okuyunuz ve görüşlerinizi bildiriniz.

Burada hep birlikte canlı bir tartışma ortamı yaratalım, gerçekleri gün ışığına çıkaralım, haydi!

Sevgiler.
Faruk Çağla
GMB başkanı
 

farukcagla

Grafik Öğretim Görevlisi
Kayıt
24 Şubat 2008
Mesaj
642
Tepki
23
@dusmevsimi
xxxxxxxxxxxxx


Sözünü ettiğim mektupları buldum. Cengiz beye yazmışım, Aşağıya alıyorum;

xxxxxxxxxx

Cengiz beyciğim,
Şunu önemle belirtiyorum ki alaylı mektepli ayrımında tahsil, eğitim, diploma gibi konuları herşeyinüzerinde tutuyor değilim.

Lakin inkar edilmemesi gereken şeyler olarak da görüyorum.

Tahsil cehaleti alır merkeplik baki kalır demişler.

Biz hem cahil olup hem merkep olunmasına üzülüyoruz.

Yoksa merkep merkeptir, altın semer de vursan merkeptir.

Biz insanları merkep yerine koyan veya merkepleşmesini sağlayan sisteme karşıyız.

Ya da merkepi boyayıp at diye sunanlara karşıyız. Biz merkepe merkep, ata at, koyuna koyun, kurta kurt denmesini istiyoruz. Hele koyun postu giymiş kurtlara aman dikkat diyoruz.

Dikkat ettiyseniz her platformda gerçeklerin gün ışığına çıkması konusunda bıkmadan usanmadan yazıyoruz.Kurtların koyun postunu sıyırmaya çalışıyoruz.

Şimdi bir çok alaylı grafikeri memnun edecek bir yazıyı aşağıya alıyorum.
Değerli grafik tasarımcısı Ali Tekin Çam dostum; alaylı-mektepli ayrımının nereden kaynaklığını açıklıyor.
Ben de aynı fikirleri paylaşıyorum. Çünkü ben de üniversiteye girmeden tabelacı çıraklığı yaptım, hem alaylı hem mektepliyim. Dev gibi tabelaları taşıdım, az hamallık ve uşaklık yapmadım, dükkanı ben süpürür sobayı ben yakardım. Ama meslek öğrendim. İki aylık kurs bitirip grafiker olmadım. Titizliğim buradan kaynaklanır.

Faruk Çağla

Birlikte okuyalım (yazı Gra-list.yahoogroups.com'dan alınmıştır);

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx xxxxxxxxxxxxx

Kavram kargaşasını önleme adına minik bir katkıda bulunmak istiyorum:
Alaylı ile kurs mezunları sakın ha sakın birbirine karıştırılmasın lütfen. Aynı şey değildir çünkü.

Alaylı demek, birinin alayından yetişenlere denir.

Kelimenin kökenine değinecek olursak eğer; Osmanlı'nın son dönemlerinde Avrupa'da ki ilerlemeler görülünce, artık askeri eğitimin de okullaşması gerektiği anlaşıldı. 20.yy. başında osmanlı ordusunda harp okullarından mezun subaylar ile ordu içinde kalarak ilerlemiş fakat herhangi bir okul eğitimi olmayan subayları ayırt etmek için kullanılmış; harp okullarından mezun olmamış subaylar alaylı olarak adlandırılmıştır. (Alaylı; Antalya ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köydür,.. gibi bir tanım da vardır, ama konumuz dışı olduğundan değinmeyeceğim.)))

Asker bir millet olmamızdan mıdır, nedir? Bu başlık; sanat ve zenaat içeren meslekler için de benimsenmiş ve kullanılmıştır. Bir ustaya cıraklık etmiş, mesleginin inceliklerini o ustadan öğrenmiş, usta-çırak ilişkisiyle çekirdekten yetişmiş olanların tanımıdır alaylılık. Bizim kültürümüzde de önemli bir yere sahiptir.

Mesleğimizle ilgili olarak; mektepli ustaların genelinin de alaylı bir geçmişe sahip oldugunu parantez içinde belirteyim.

Kurs mezunları ise bu tanıma uygun değildir.

Saygılarımla

Ali Tekin Çam
 

grafiker17

Üye
Kayıt
28 Ağustos 2007
Mesaj
4
Tepki
0
Merhaba Faruk Hocam,
Adım Pınar, 25 yaşındayım ve tasarım yada dizgilik işini 4 yıldır yapıyorum.evet nickle burdayım ama gerektiğinde adımı söylemekten çekinmem...Heleki böyle güzel ve gerçentende doğru bir konu konuşulup tartışılırken.

Çanakkale'de ikametgah ediyorum ve burdaki yerel basın yada reklam ajanslarında çalışan ve tasarım yapan birçok arkadaşımız var...
Evet sizin yazdıklarınıza hepsine katılıyorum, fakat işverenler inanın tasarıma değil çalıştıracağı kişiye vereceği maaşı düşünüyor... Örneğin yerel basını ele alalım. Neden çünkü ben yerel basında daha çok çalıştım dizgicilik ve grafik tasarım yaptım. Orda olup bitenlerden çok daha iyi bilgim var.
İşveren yaptığın işi önemsemiyor, müşteriden koparacağı parayı önemsiyor. Müşteride kendi dükkanın resmini görüncede evet bu reklam diyor. Adamlar nerden bilsin bunun böyle olmayacağını. Evet eğitim almadım bende ama ulusal basın dizgisini reklamlarını hep takip ettim. Reklam nasıl olmalı ne ön plana çıkmalı vs hepsini yakından takip ettim ustalarımızın yaptıklarını.
Grafikerler ayaklanmalı yada eğitim alıp bu işi profosyonel olarak yapanlar haklarını savunmalı gerçektende bunun arkasındayım. Yerel basında çalıştığım dönemlerde gazete dizgisi yapacam diye asgari bir ücretle anlaşıldı. Ama 1 yıl geçmeden 1 günlük gazete+ 1 haftalık gazete + 1 aylık dergi+reklam tasarımları+yılbaşı yada razamanlarda yapılan rutin işler. 1 kişinin aklına ne gelebilirse...
Patronla konuşmak için odasına gittim üzerimdeki yükten ve bu yükün azalmasını rica ettim bir çözüm bulunmasını yada her işi ben yapıyorsam maaşımın tatmin olmasını gibi. Ama inanın patronun odasından çıktığımda adam haklı ben muhabirlikte yapmam gerekiyor diye düşündüğümü gördüm, korkunç birşey, işveren okadar çok laf kalabalığı yapmışki resmen hipnoz olmuşum...
Sen bulunmayan hint kumaşı değilsin sen gidince yerine ve daha az maaşla çalışacak eleman her yerde bulunur diyorlar resmen. konu dışınamı çıktım bilmiyorum ama korkunç gerçekler bunlar....

Kendimi geliştirmek ustalarımı örnek alarak bir yerlere gelmek için uğraşıyorum ama buna inanın vakit bulamıyordum... Başka şehirlerde nasıl ama Çanakkale'nin yerel basının tarzı budur... Çalışma felsefeleri "Az maaş, çok iş"
Durum bu olunca gece geç saatlere kadar rutin bir şekilde çalışıyorsun ne araştırmaya ne yeni birşeyler öğrenebilmeye vaktin oluyor...Şans eseri yeni birşey bulduysan onunla mutlu olmakla yetiniyordum... Birkaç arkadaşımla bu konuyu çok kez konuştuk. Şartlarımızı koyalım dedik ama olmadı çünkü az maaşla çalışacak eleman herzaman buldular.
Az maaş sorunda değil, yapıyorsun ortaya güzel birşeyler çıkarıyorsun ama ne takdir görebiliyorsun nede başka birşey.
 
Yukarı Alt