eminecik en sevdiğim filimler

Kayıt
17 Mart 2008
Mesaj
3.270
Tepki
99
Tekstil Grafik Kursu


Cesur Yürek

Yönetmen Mel Gibson Senaryo Randall Wallace Oyuncular Mel Gibson, James Robinson, Sean Lawlor, Sandy Nelson, James Cosmo Filmin Türü Drama, Savaş Orijinal Adı Braveheart Yapımcı Firma 20th Century Fox Yapım Yılı 1995 Yapım Ülkesi ABD/Fransa Orijinal Dili İngilizce Filmin Süresi 177 dakika Resmi Sitesi Vizyon Tarihi 14.09.2001

M.S 1280 yılında, "Uzunbacaklı" Edward İskoçya'nın büyük bir bölümünü işgal eder ve işgal sırasında William Wallace’ın babasıyla ağabeyini öldürür. Amcası tarafından yurtdışında büyütülen Wallace, yıllar sonra Uzunbacaklı’nın zalim yönetiminin sürdüğü İskoçya’ya döner. Çiftçilik yaparak sakin bir yaşam kurmak isteyen Wallace beladan uzak durmaya çalışır. Çocukluk aşkı Murron’a tekrar aşık olan Wallaca ona Murron’ın çocukken verdiği ve yıllarca sakladığı “devedikeni”ni gösterir. Daha sonra kralın koyduğu primae noctis emri yüzünden gizlice evlenirler. Fakat bir gün, kasabadaki İngiliz askerleri Murron’a tecavüz etmeye çalışır. Askerlere saldıran Wallace, Murron’ı kurtarır ve bir ata bindirerek kaçmasını sağlar. Ancak Murron yolda yakalanır. Kasabanın şerifi, bütün kasaba halkının önünde Murron’ın boğazını keser. Gözü dönen Wallace, kasabadaki diğer İskoçların da yardımıyla İngiliz garnizonunu yener ve o da şerifin boğazını keser.
Bölgedeki İngiliz lordunun karşılık vereceğini bilen Wallace ve adamları, İngiliz askerlerinin üniformalarını giyerek bir İngiliz kalesine girer ve kaleyi tamamen yakarlar. Wallace’ın kahramanlıklarından cesaret alan İskoç halkı da İngilizlere karşı ayaklanır.
Wallace’ın efsanesi dilden dile yayılır ve dağılmış olan İskoç klanları gönüllü olarak ona katılmak isterler. Wallace ordusunun başına geçer ve Stirling’te İngiliz ordusunu yener. Bu büyük başarısı için, İskoç soyluları onu İskoçya’nın koruyucusu ilan ederler. Daha sonra York’u işgal eden Wallace burada Uzunbacaklı’yı bekler. Sıradaki büyük savaş için soylulardan yardım ister ve İskoç tahtının varisi Bruce’dan yardım için söz alır. Ancak Falkirk Savaşı’nda İskoç soyluları ona ihanet eder. Uzunbacaklı’ya yenilen Wallace saklanmak zorunda kalır.
İngilizlerle gerilla taktiğiyle savaşmaya devam eden Wallace, Falkirk’te ona ihanet eden iki İskoç soylusunu öldürür. Bu arada, daha önce İngiliz elçisi olarak Wallace’la görüşen ve ona aşık olan Prens Edward’ın (Uzunbacaklı’nın oğlu ve vârisi) eşi Prenses Isabelle, ona yardım eder. Sonra bir geceyi birlikte geçirirler ve Wallace’tan hamile kalır.
Wallace’a ihanet ettiği için vicdan azabı duyan Bruce, onu Edinburg’a çağırtır. Bu şekilde İngilizlere karşı başarılı olamayacağını düşünen Wallace, soyluların yardımını alabileceği umuduyla bu daveti kabul eder. Ancak Edinburg’a geldiğinde, Bruce’un babası ve diğer soylular tarafından kurulan tuzağa düşerek yakalanır. Babasına karşı büyük bir öfke duyan Bruce, onun babalığını reddeder.
Wallace Londra’da krala ihanet etmek suçundan mahkemeye çıkar. Bunu reddeden Wallace, Uzunbacaklı’ya hiçbir zaman bağlılık yemini etmediğini söyler. Bunun üzerine mahkeme, onun “acıyla arındırılmasına” karar verir. Londra meydanında halkın önünde işkenceye maruz kalan Wallace, son gücüyle “Özgürlük!” diye haykırır. Kafası kesilmeden önce, kalabalığa döner ve Murron’ı ona gülümserken görür.
 
Kayıt
17 Mart 2008
Mesaj
3.270
Tepki
99


Yönetmen:
Steven Spielberg​
Oyuncular:
Tom Hanks
Tom Sizemore
Edward Burns
Matt Damon​
Süre:
170'​
Yapım Yılı
1998​
Dil
İngilizce​
Türü
Savaş



Tarihte D-Günü olarak bilinen Normandiya Çıkarması'nın başladığı gün. Savaştan bunalan milyonlarca Avrupalı umutla beklerken, Müttefik Kuvvetleri askerlik tarihinin en büyük çıkarmasını gerçekleştirmektedir. Ordu, Normandiya sahillerine akın ederken, küçük bir askeri birliğe çok farklı bir emir verilmiştir. Cephenin derinliklerine sızıp, tek bir askeri bulup kurtaracaklardır. Yüzbaşı John Miller komutasındaki askerler, üstlendikleri son derece tehlikeli görevde James Ryan adlı bu paraşütçü askeri bulmak için canlarını ortaya koymak zorundadırlar.
Ryan ailesinin üç genci, savaş sırasında ölmüştür. Aile geride kalan tek çocuklarının savaştan kurtarılması için yetkililere başvurmuştur. Düşman bölgesinin derinliklerine doğru ilerlemeye başlayan Yüzbaşı Miller ve askerleri bir yandan tehlikelere göğüs gererken, bir yandan da emri sorgularlar.
 

accurate

Üye
Kayıt
13 Şubat 2008
Mesaj
373
Tepki
3
;););););););)bu fılmler gercekten süper benımde tercıhım korku gerilim :D aksiyon (şeytan,büyü,ölümün kapısı,lanetli ev vs...)
 
Kayıt
17 Mart 2008
Mesaj
3.270
Tepki
99
@accurate

şahsen ben filimlerin konusuna ve işleniş tarzı çok önem veriyorum.
kaliteli filim olduktan sonra türüne pek aldırış etmem.
seyrettiğim filim iki gün kafamı kurcalıyorsa tamamdır :D
 
Kayıt
17 Mart 2008
Mesaj
3.270
Tepki
99


İslâm dünyasının kült filmi “Çağrı”nın özgün müziği, duygusal Müslümanların en gözde melodisi olarak bugün artık kişisel bilgisayarlardan cep telefonlarına kadar hemen her yerde sık sık karşımıza çıkıyor. Ancak, gönül tellerimizi titreten bu besteyi yıllardır derin bir hayranlıkla dinleyen müzikseverlerin ezici bir çoğunluğu ise onu arşivlere kazandıran büyük sanatçıyı neredeyse hiç tanımıyor.
Sinema tarihinin en verimli “soundtrack” bestecilerinden biri olarak kabul edilen Maurice Jarre geçtiğimiz 14 Eylül’de 82 yaşına bastı. Bugüne dek çoğu sinema tarihinin klasikleri arasına girmiş- 110’ün üzerinde filmin müzik çalışmasını gerçekleştiren sanatçı, “Çağrı”nın yanısıra 1980’lerin başlarında bir başka Mustafa Akkad filmi olan “Çöl Arslanı Ömer Muhtar”ın da müziklerini bestelemişti.

“Teklifini bir şartla kabul ediyorum. Eğer bana rahatça çalışmam için gerekli koşulları oluşturabilirsen ben de sana unutamayacağın bir armağan sunabilirim. Ancak bunun için en az birkaç ay boyunca çölde yaşamam gerekiyor. Çölün atmosferini ruhumun derinliklerinde hissetmeden böyle bir film için tek bir nota bile üretemem. Bana hemen çekim mekânlarınıza yakın bir konaklama merkezi ayarla. Benden başka hiç kimsenin olmayacağı, son derece sessiz bir mekan olsun bu. Ayrıca İslâm tarihini anlatan kitaplar da getirt.”
Suriye kökenli Amerikalı Müslüman yönetmen Mustafa Akkad, 1974 yılında çekmeye başladığı efsanevi filmi “Çağrı” için dönemin en pırıltılı -ve de en pahalı- film müziği bestecisi Maurice Jarre’a (“Moris Jâr” olarak okunur) başvurduğunda, ondan aldığı cevap üç aşağı beş yukarı böyleydi. Allah’tan ki Akkad tipik bir Yeşilçam ucuzculuğu içinde “Yok devenin nalı, bari Boğaz’da bir de kat ve yat isteseydin” diyerek Jarre’ı reddetmeye kalkmamış; çünkü aksi bir durumda hiçbirimiz bugün cep telefonlarımıza kadar yayılmış durumdaki o yürekleri titreten melodiyi gözpınarlarımız dolarak dinleyemeyecektik.
Köken olarak Doğulu olmasına karşın profesyonellik bilinci açısından fazlasıyla Batılı bir yapımcı-yönetmen olan Akkad, o dönemde Jarre’ın bütün isteklerini kabul ederek bizlere bu unutulmaz filmi aynı derecede etkileyici olan müzikleri eşliğinde armağan etmekle kalmadı; film müziği besteciliğinin bu büyük ustasıyla aralarında oluşan dostluğu iyice geliştirerek, 6 yıl sonra bir başka epik başyapıta daha imza attı: “Çöl Arslanı Ömer Muhtar”…
Bu filmde de “özgün müzik” ibaresinin altında yine Maurice Jarre imzası yer alıyordu. Tam bir mükemmeliyetçi olan Akkad, “paranın ve dostlukların satın alabileceğinin en iyisi” şeklinde özetlenebilecek olan çalışma felsefesini “görüntü yönetmenliği” koltuğuna da aynen yansıtmış, kreatif ekipteki bu hassas pozisyonu ise bir başka profesyonele, İngiliz görüntü yönetmeni Jack Hildyard’a (“Kwai Köprüsü”) teslim etmişti. Hilyard tıpkı Jarre gibi yıllar sonra “Ömer Muhtar”da da görev yapacaktı.
Sinemayla arası pek de sıkı fıkı olmayan dindarların daha çok “Çağrı” ve “Ömer Muhtar” vesilesiyle, derin sinemaseverlerin ise “Arabistanlı Lawrence”dan “Doktor Jivago”ya uzanan başdöndürücü bir filmografiyle tanıdıkları büyük Fransız besteci Maurice Jarre, önümüzdeki 14 Eylül’de sanatla yoğrulmuş 80 yıllık bir kariyeri geride bırakmaya hazırlanıyor.
Bu arada hoş bir rastlantıyla, kendisini Doğu ülkelerinde adetâ bir mite dönüştüren popüler albümü “The Message”ın da içinde bulunduğumuz yıl 30’uncu yıldönümü kutlanmakta. 1’i ana, 11’i de ara tema olmak üzere 12 besteden oluşan albümün orijinal yorumu, Jarre yönetimindeki Londra Flarmoni Orkestrası tarafından ilk kez 1974’de icrâ edilmişti.
Ancak albümün ticari sürümü ise -filme eşzamanlı olarak- 1976’da gerçekleşti. Bir Avrupalı ve aynı zamanda da Katolik bir Hıristiyan olmasına karşın, -ne düşündürücüdür ki günümüzde hemen hemen yalnızca Batı toplumlarında görülebilen- güçlü bir profesyonellik duygusu içinde kendisine verilen bu görevi son derece ciddiye alan Jarre, titizliğini sanatsal dehasıyla birleştirerek yaptığı albümde İslâm’ın insanlığa “Çağrı”sını müzikal anlamda olağanüstü bir başarıyla tanımlıyordu.
Kolay hatırlanan melodileri seviyor
13 Eylül 1924’de Lyon’da doğan Maurice Jarre, müzik eğitimi aldıktan sonra sanat yaşamına 1940’larda Paris’teki “La Théâtre National Populaire”de sahne gösterilerine besteler yaparak başladı. 1952’de “Hôtel des Invalides” adlı filmin müziklerini yazarak beyazperdeye ilk adımını atan Jarre, bu alandaki şaşırtıcı yeteneğiyle çok kısa bir süre içinde önce ülkesi Fransa’da, ardından tüm Avrupa’da ve en sonunda da sinema endüstrisinin başkenti Hollywood’da büyük ün ve prestij kazandı. İlk büyük uluslararası çıkışını 1962’de “Arabistanlı Lawrence” ile yapan besteci, kazandığı bir dizi ödülün yanısıra en iyi ozgün film müziği Oscar’ını da alan bu çalışmasının ardından Amerikan sinemasının vazgeçemediği birkaç müzisyenden birine dönüştü.
Jarre, sanat yaşamı boyunca özellikle destansı bir anlatıma sahip, setleri, oyuncuları, yönetmenleri ve öyküleriyle her açıdan “büyük” olan filmlere göz koymasıyla tanındı. Nitekim, filmografisine bakıldığında, bu kararlı tutumunun karşılığını fazlasıyla aldığı da söylenebilir. Öyle ki günümüzde sinemaya ilgisi en sınırlı kişilerin bile ezbere mırıldanabildiği 4-5 film melodisi var ise, bunlardan en az ikisinin Jarre’a ait olduğunu ileri sürmek hiç de abartılı olmaz.
Sinemayı öncelikle bir kitle sanatı olarak gören sanatçı, kendisine teslim edilen filmler için ortaya koyduğu müzikal yorumlarda da daima rahat anlaşılırlığı ve akılda kalıcılığı savundu. Onun bu toplumcu tavrından dolayı günümüzde sözgelimi bir “Doktor Jivago” melodisine evlerimizdeki Çin malı kurmalı müzik kutularında ya da Anadolu yollarında giderken hemen yanımızda oturan yolcunun çalan cep telefonunda bile rastlamamız mümkün…

Güçlükle biten filmin gizli kahramanı
“Çağrı”, her ne kadar Doğu ülkelerinde yaptığı o müthiş yankıyı ABD ve Avrupa’da –malûm nedenlerden ötürü- tekrarlayamadıysa da, bu yapıt yönetmen Akkad’ın olduğu kadar bestecisi Jarre’ın filmografisinde de çok özel ve ayrıcalıklı bir yere sahip bulunuyor.
Çekimlerine 16 Nisan 1974 günü Fas çöllerinde başlanan filmin yapım çalışmaları, bu ülkedeki despotik yönetimin, senaryoda yer alan “özgürlükçü mesajlara” pek sıcak bakmaması nedeniyle çok geçmeden durakladı. Aralarında –o günlerde 50 yaşında olan- besteci Maurice Jarre’ın da bulunduğu, Anthony Quinn, Irene Papas, Michael Ansara, Michael Forest gibi popüler oyunculardan kurulu yapım ekibi, filmin geleceğine ilişkin politik, bürokratik ve finansal belirsizliğin çözüme kavuşturulabilmesi için üç hafta kadar bir otelde mahsur kalmış halde bekledikten sonra Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin davetiyle topyekün Libya’ya “taşındılar”.
Burada bir çok sahne yeniden çekilirken, bu kez de elverişsiz iklim koşulları savaş sahnelerinin çekimlerinde sık sık aksamalara neden oldu. Yoğun kum fırtınaları altında kaydedilen puslu görüntülerden pek memnun kalmayan Akkad, tam bir sinir savaşı şeklinde geçen çekimlerde yine de bir sabır küpü gibi davranarak sürekli yeni yeni çareler üretmekteydi. Ünlü yönetmen, filmin en büyük destekçisi durumundaki Kaddafi’nin önerisi üzerine, toplam 600 kişiden oluşan ekibini bu kez de başkent Trablus’un 1000 kilometre güneyindeki Sheba Çölü’ne yönlendirdi. Bu bölgedeki çekimler sorunsuz şekilde tamamlanırken aylarca çöldeki kerpiç evlerde konaklayan Jarre da nota kağıtlarında o aradığı müzikal kıvamı yakalamanın keyfini çıkarıyordu.
Çekimleri bir yılı aşkın süren, 1976 yılına kadar da kurgu ve seslendirme çalışmaları yapılan “Çağrı”, o yıl tüm dünya ile birlikte Türkiye’de de gösterime girdiğinde sinemaseverler bu çileli serüvenin (hem İslâm’ın hem de filmin doğuşu anlamında!) insanın içini burkan o ünlü melodisiyle ilk kez yakından tanışmış oldular. Film, ABD’de –tıpkı şimdilerde Fahrenheit 9/11’in başına geldiği gibi- çoğunlukla kenar mahallelerin kötü sinemalarında sınırlı ölçekte gösterime sokulmasına karşılık, İslâm ülkelerinde ise aylarca, hattâ Türkiye’de olduğu gibi yıllarca gösterildi ve büyük bir başarı kazandı.
Bu arada, tıpkı filmin kendisi gibi tanıtıcı yazıları da Batı basınında zar zor yer bulabiliyordu. Bunlardan biri de Los Angeles Times’ta yayımlandı. Gazete “Çağrı” için “Göz kamaştırıcı biçimde yapılmış” cümlesini kullanmaktaydı. (Filmin ilk gösterime girdiği yıllarda ABD ve Avrupa’dan hiç yüz bulamamasına karşılık, ses ve görüntü açısından yenilenmiş olan DVD versiyonunun özellikle 11 Eylül olayından sonra aynı ülkelerde büyük ilgi görmeye başladığını da hemen hatırlatalım.)
Bu çalışması nedeniyle hiçbir ödül almamasına karşılık, filmografisinde “Çağrı”yı ve diğer “Doğulu” filmi “Ömer Muhtar”ı her zaman ön sıralarda sayan Maurice Jarre, 2001 yılında “Uprising” adlı bir televizyon filmine yaptığı beste çalışmasıyla beyazperdeden resmen emekli olduğunu ilân etti. O tarihten bu yana Paris’teki malikânesinde inzivaya çekilen ve müzik çalışmalarını artık yalnızca kişisel bazda sürdüren sanatçının az bilinen bir başka özelliği de, “new age” adlı müzik akımının önde gelen temsilcilerinden biri olan Fransız besteci Jean-Michel Jarre’ın babası olması…
Bu sanatçı da daha çok elektronik ağırlıklı altyapıya sahip besteleriyle Türkler için özel anlamı olan bir başka filme, Peter Weir’in 1981 yapımı “Gelibolu”suna katkıda bulunmuştu.
Anlaşılan o ki sinema ve müzik gibi “hafif meşrep” sayılan işleri İslâm dünyasında da Jarre kadar ciddiye alan “işinin namuslusu” dahi besteciler ortaya çıkana kadar, bizler, yani Doğu ülkelerinin “kültürel tüketicileri”, sevgili Peygamberimizin Mekke’ye girip Kâbe’deki putları kırdığı o tarihi değiştiren anları hayâl dünyamızda daha uzunca bir süre boyunca bir Frenk’in dokunaklı nâmeleri eşliğinde canlandırmaya devam edip duracağız!
 
Kayıt
10 Ağustos 2008
Mesaj
27
Tepki
0
Brave Heart' 5 kere seyrettim, harika bir film. Çağrı filmini de sağolsunlar ramazanda sahur çorbası gibi ısıtıp ısıtıp veriyorlar.:) Ama o da çok başarılı bir film. Peygamberin mücadelesini ve ilk müsülümanların ne kadar nitelikli olduğunu çok güzel işliyor. Keşke o kadar kaliteli birçok film daha olsa!
 

Orhan Alma

Üye
Kayıt
14 Kasım 2008
Mesaj
68
Tepki
0
Brave Heart,
Filmin etkileyiciliğine bir şey diyemem, bizim gibi ülkelerde yani.
Ama sanmayın ki her kültürde aynı ilgiyle karşılanır. Kahramanlık öylükeri her zaman bizim gibi ülkelerde prim yapmıştır konusu nasıl işlenirse işlensin, kurgu ne kadar saçma olursa olsun.zaten +1 puanla gösterime girer.....
Er Ryna'ı Kurtarmak.
Buda barbarlığın kahramanlık olarak gösterildiği filmler serisinin ilklerinden.
Sonuncusu ve en barbar olanı "300 Spattalı" idi.
"Çağrı"
Diğerlerinden ayrılır bir dev yapım. "The God father" gibi jön bolluğuyla kalitesinden ödün vermez bir oyunculuk var filmde..konu;...tartışılmaz..
 
Kayıt
9 Eylül 2008
Mesaj
1.562
Tepki
25
ilk anda aklıma gelen film "Yeşil Yol" oldu. Muhteşem bir filmdi...

Oldukça iri yarı biri adam olan Coffey, iki küçük kızı öldürmek suçundan idama mahkum olmuştur. Ürkütücü görünümünün aksine oldukça ince ve karmaşık bir iç dünyası olan Coffey, bazı doğa üstü güçlere sahiptir. Hapishanenin infaz odası baş gardiyanı Paul Edgecombun ona gerçekten suçlu olup olmadığını sorması ile birlikte aralarında bir diyalog başlar.Gardiyan aslında hastadır. Meshanesindeki iltahaptan muzdariptir. Coffy'nin doğa ustü gücü onu iyleştirir. ve olaylar gelişmeye başlar

Özgün adThe Green Mile
YönetmenFrank Darabont
YapımcıFrank Darabont
David Valdes
Senaryo yazarıRoman: Stephen King
Uyarlama: Frank Darabont
OyuncularTom Hanks
David Morse
Michael Clarke Duncan
Bary Pepper
Bonnie Hunt
Film müzikleriThomas Newman
Yapım yılı, ülkesi1999, ABD
Dağıtım şirketiWarner Bros.
Süre188 dakika
Dilİngilizce / Fransızca
Bütçe60 milyon Amerikan Doları
 
Yukarı Alt