Gerçek Tabela Sanatçıları...

Serkan Baysal

Altın Üye
Altın Üye
Uzman Üye
Kayıt
10 Haziran 2008
Mesaj
2.204
Tepki
76
Tekstil Grafik Kursu


Türkiyenin Bilinen En Eski Ünlü ve En İyi Tabela Üstadı (Ressam) ,Ustaların Ustası izmir;li Erdoğan NİĞDELİ

TABELACI : Tabela Sektöründe Yaptığımız Araştırmalarda karşımıza tek bir isim çıkıyor,Erdoğan Niğdeli.Büyük Usta 45 Sene boyunca İzmirde fırça sallamış.Atöylesinde sayısız kalfa ve usta yetişmiş.Eskiden bu meslekte eli fırça tutan, güzel yazı yazan ve resim yapma yeteneği olan sanatkar insanlar el emeği göz nuru ile yıllarını ve ömürlerini tüketerek tabela sanatını yaparlardı. Reklam tabelalarında resim ve yazı görsel olarak en etkileyici faktör olduğu için bu işe emek veren insanlar isim isim birer usta olarak anılır saygı görürlerdi. Daha dün sayılacak bir süre ,yani 15 yıl kadar önce diğital teknoloji işin içine girince bu el sanatı ustalarımız kısa süre içinde birer birer tarih oldular.

Şimdi artık bu meslek makinalar ve bilgisayarlarla yapılmaya başlandı ve emeklisi, memuru, matbaacısı, bankacısı açıkhava reklamcılığına soyunup eski tabirle tabelacı oldular. Gerçekten yıllarını bu mesleğe vermiş atölyeler dışardan devşirme gibi bu işe girenler yüzünden zor günler yaşamaya başladılar. Teknolojisini büyütenler büyük rakamlı yatırım yapanlar ayakta kaldılar. Ama pasta küçüldü. Kârlar azaldı. Amansız rekabet bir şekilde reklam verenlerin işine yaradı.. İşi bilmeyenlerin, bir baskı ve bir kesim makinası alarak bu pastadan pay kapma ihtirasları yüzünden şimdi duvara dayanıldı. Piyasalarda ki durgunlukta ayrı bir konu.


Tabelacılık mesleği yurdumuzda ilk zamanlar diğer bazı sanat dallarında olduğu gibi yahudi,rum ve ermeni vatandaşlarımız tarafından icra edilmeye başlanmış daha sonraları bu sanatkarların yanlarında yetişen ve eli bu mesleğe yatkın olan türkler tarafından meslek ilerletilmiştir. Tabelacı dükkanları o zamanlarda bir fırça ve bir kutu boyayla açılabiliyordu hatta bazı tabelacılar cebinde fırçası ile türkiyeyi karış karış dolaşıp hem sanatını icra eder hemde para kazanırdı.Şimdiki tabelacıların %40'ı mesleğe fırça ile başlayan ve işini geliştiren teknolojiyi takip eden firmalardan oluşmaktadır.




Erdoğan NİĞDELİ



TABELA:19 yüzyılda, ingilterede başlayan sanayi devrimiyle birlikte, firmaların kendilerini tanıtmak ve yaptığı işleri anlatmak amacıyla işyerlerine astıkları metal,plastik ve ağaç üzerine yazılan levhalar bugün tabela olarak adlandırılmıştır. Vehbi koç'un hayatının anlatıldığı imparator adlı kitapta vehbi koç ilk bakkal dükkanının açılışını şu sözlerle dile getirmiştir " Tabelamı taktım,dükkanı açtım" Türkiyede tabela o yıllarda çok az bilinen bir ****ydı.Bugün dünyada başlı başına bir sektör olan tabelacılık geçmişte allah vergisi yeteneği olan kişiler elinde iptidai bir şekilde el sanatı olarak yapılmaktaydı.
Yıllardır hayatımıza onlar yön veriyor. Nerede yiyeceğimize, nereden giyineceğimize, nereye gideceğimize yıllardır onlar yön veriyor. Onlar ne bir siyasi, ne bir yayın kuruluşu nede modacı. Her gün her yerde karşımıza eserleri ile çıkan tabelacılar.





Erdoğan NİĞDELİ



İnsanlar bazen varlıklarını göstermek, bazen paylaşmak bazen de başkalarına yardımcı olmak için tabelalar yapmaya başlamışlar.

Dijital yaşam dünyamızı kuşatmadan önce tabelacılık bir sanat ve bir zanaat dalı olarak varlığını sürdürmüş. Ne zaman ki dijital istila işin içine girmiş işin büyüsü de bozulmuş.
Eli fırça tutan insanlar sokakları, dükkânları önce yazılarla yönlendirmişler. Tabelacılıkta; az yeteneği olan insanlar yazı yazarak başlamışlar işe. Tabelaların sanat eseri haline dönüşmesi ise fırçaya sanatını yükleyenlerle olmuş. Ellerindeki fırça ile tabelalara resimler çizilmiş. Bu işi daha çok resim kabiliyeti olan insanlar çizmişler.




Erdoğan NİĞDELİ



Elle Tabela ve afiş yazma işi 2000’li yılların başlarına kadar devam edilse de bu gün elle tabela yapan ustalar kalmamış.

Eskiden tabelacı olmak hem zor hem de bir o kadar kolaymış. Bir fırça, bir kutu boya bir sehpa ve birde resim kabiliyeti tabelacı olmak için yeterli oluyormuş.

Elle yapılan tabelalarda zanaat ve sanatını birleşmiş, ancak bugün ki tabelalarda sanatı ve emeği görmek mümkün değil. Eskiden tabelacılar arasında kim daha iyi tabela çizdiği konuşulur ve bu şekilde tatlı bir rekabet oluşurmuş. Ancak bu gün tabelalar aynı dijital makineden aynı özelliklerde tabelalar çıkmakta.

Tabela yapmakta o kadar kolay bir iş değilmiş. Tabelanın büyüklüğü ve çizilecek yazı ve resmin özelliğine göre 3-4 gün sürermiş.





Erdoğan NİĞDELİ



Tabelacılık aynı zamanda toplumla iç içe olmayı da gerektirmiş. He iş yeri açana birkaç gün çalışan tabelacılar, esnafla dost olurken, tabelasını yaptıkları iş yerinin bulunduğu mahalledeki insanlarla da dost olurlarmış. Mahalleli onların tabela yapışlarını karşısına geçip izlermiş.

Halka bu kadar yakın olan tabelacılar insanları da tanırlarmış.Tabelacıya çok zengin ve bir o kadarda cimri olan bir iş yeri sahibi gelmiş. Tabela yaptırmak istemiş. Ancak tabelacı önceki tecrübelerinden bu işverenin öldüm fiyatını vereceğini bilmekteymiş. Cimri ve zengine bir ders vermek istemiş.

Tabelada yapılacaklar konuşulmuş işveren bir de tabelaya aslan çizmesini istemiş. Tabelacı usta “Aslan iplimi olsun, ipsiz mi” diyerek müşteriye sormuş. Cimri aradaki fark nedir diyince “ipli, ipsizden beş kuruş daha fazla” demiş. Cimri bunun üzerine ucuz olması için “ipsiz olsun” demiş. Tabelacı Usta tabelayı yapmış bitirmiş. Çok güzel bir aslan çizmiş. Geçenler aslana bakınca canlı zannedecek kadar güzelmiş. Ancak tabelacı aslanın boyasını ikinci sınıf toprak boyalardan yapmış.

Bir yağmur sonrasında dükkânına gelen zengin cimri bakmış ki tabeladaki aslan boyaları yağmur suları ile akıp gidiyor. Soluğu Tabelacı ustanın yanında almış. Tabelacıya neden böyle olduğunu sormuş. Tabelacı ustada taşı gediğine koymuş “ Ee… Sen aslan ipsiz olsun dedin, ipini bağlamazsan aslan bağlamazsan aslan kaçar” demiş.

Yazısı, yazıdaki üç boyutlu derinliği, derinlik vermek için efekti, resimleri ile bir dönem bize yön veren tabelalar ve tabelacılar sokağımızdan, hayatımızdan bir bir çekilip gittiler.

Şimdi şehirlerimizin her yanını estetikten uzak birbirinin benzeri tabelalar kuşatmakta. Ancak eskiden elle çizilen tabelalar gibi ne estetik var ne emek var. Nede ipi sağlam sağlam bağlanmış aslanlı tabelalar kaldı.







Erdoğan NİĞDELİ



Genç bir adam, caddelerdeki tabelalara bakar güzel yazı ve resimleri gördükçe imrenirmiş ve tabela ustası olmaya karar vermiş. "Bu mesleği yapacaksam, iyi bir tabela ustası olmalıyım," diye düşünmüş ve ülkedeki en iyi tabela ustasını aramaya başlamış.

Sonunda bulmuş; yanına varmış, bir süre bekledikten sonra usta tarafından kabul edilmiş. "Anlat, dinliyorum," demiş usta. Genç adam anlatmaya başlamış, tabelalara ilgi duyduğunu ve iyi bir tabela ustası olmaya karar verdiğini heyecanla anlatmış.

Yaşlı usta sesini çıkarmadan genç adamı dinlemiş, sözleri bitince de ona bir yazı fırçası uzatmış, "Bu bir samur fırçasıdır" dedikten sonra genç adamın eline fırçayı koymuş ve avucunu kapatmış. "Avucunu aynen böyle kapalı tut ve bir yıl boyunca hiç açma. Bir yıl sonra tekrar gel. Haydi şimdi güle güle," demiş ve şaşkın genç adamı öylece bırakıp kalkmış, odadan çıkmış.

Genç adam evine dönmüş, kendisini merakla bekleyen annesiyle babasına neler olduğunu anlatmış. Anlattıkça da kendisine çok anlamsız gelen bu hareketi ve soğuk konuşması nedeniyle kızdığı ustaya olan öfkesi artıyormuş.

Günler geçmeye başlamış. Genç adam sürekli söyleniyor, ama avucunu hiç mi hiç açmıyormuş. "Nasıl böyle budalaca bir şey yapmamı ister? Bir de ülkenin en iyi tabela ustası olacak. Bu saçmalığa bir yıl boyunca nasıl katlanacağım, böyle bir eziyetle nasıl yaşarım? Bu ne biçim ustalık. Ustalık kaprisi yapacaksa, bari başından yapmasaydı." diye devamlı söyleniyor, her önüne gelene ustadan yakınıyor, ama avucunu hiç açmıyormuş. Avucu kapalı uyuyor, bütün işlerini diğer eliyle yapıyormuş. Ve bu duruma da giderek alışmaya, diğer elini çok rahat kullanmaya başlamış. Uyurken de yanlışlıkla avucu açılıp fırça düşmesin diye hep yarı uyanık uyuyormuş. Böylece bir yıl geçmiş, her günü zorluklarla dolu, her gecesi de yarım uykuyla yaşanmış bir yılı tamamlanmış. Ve o gün gelmiş.

Genç adam tam bir yıl sonra, büyük ustanın karşısına çıkmış. Usta bir süre beklettikten sonra yanına gelince, genç adam ne kadar saçma bulursa bulsun, bu sınavı başarıyla tamamlamış olmanın verdiği gururla elini uzatmış, avucunu açmış.

"İşte fırçan!" demiş.
"Bir yıl boyunca avucumda taşıdım, şimdi ne yapacağım?"

Yaşlı usta sakin bir sesle cevap vermiş:
"Şimdi sana bir baska bir fırça vereceğim, onu da aynı şekilde bir yıl boyunca avucunda taşıyacaksın."

Bu söz üzerine genç adam bütün sükunetini kaybetmiş, bağırıp çağırmaya başlamış. Yaşlı ustayı bunaklıkla, delilikle suçlamış, tabela ustalığını öğrenmek için gelen genç bir insana böyle eziyet ettiği için, hasta olduğunu bağıra çağıra söylemiş.

Genç adam bağırıp çağırırken, yaşlı usta ona hissettirmeden bir başka fırçayı avucuna sıkıştırmış. Öfkeden yüzü kıpkırmızı genç adam, bir yandan bağırıp çağırırken avucundaki fırçayı hissetmiş. Durmuş, fırçanın kıllarını biraz daha sıkmış ve heyecanla konuşmuş:

"Bu fırça, samur fırça değil usta!...”

Alıntıdır Rt-Creative
 
Kayıt
17 Mart 2008
Mesaj
3.270
Tepki
99
teşekkürler serkan, çok güzel bir paylaşım olmuş.
usta ve çırak hikayesi ders çıkarılacak bir konu.

"Bu fırça, samur fırça değil usta!...”
 

bayram7007

Üye
Kayıt
4 Mart 2008
Mesaj
9
Tepki
0
güzel hikaye
'bu fırça, samur fırça değil usta!...'

nerde eski sebaat etme, usta sözü dinleme. eli öpülesi zanaatkarlara saygılarımla. bu arada anmadan geçemeyeceğim insan. Tabela ustası rahmetli Barbaros Usta, mekanın cennet olsun...
 

Tanfer Tan

Üye
Kayıt
3 Eylül 2008
Mesaj
32
Tepki
0
bende bu ise tabelaci olarak basladim simdi isim degisti reklamci olduk ama samur fircami halen sakliyorum ustaya saygilar
 
Kayıt
18 Ağustos 2008
Mesaj
5
Tepki
0
Benim babamda çok eski tabelacılardandır şu an yaptılan tabelacılığın resmen midesini bulandırdığını anlatır durur hep ressamlık tabanı olan bir fırça ustalarındandı hala evinde tuvali fırçaları falan durur küçükken hep yanına giderdim o yaparken bu bana çok büyük keyif verirdi gerçekten tabelacılığın gerçek olduğu zamanlarmış onlar :) Hem insanı yaparken huzur veren hemde tabelasının karşısına geçtiğinde sanatım diye karşısında oturup keyifle izlediği bir işmiş ve maliyet olarak çok düşük seviyelerde malzeme alınıp öyle iş yapılırmış 1 kg boyayla 1 ay tabela yazardık hatta daha uzun süreler tabela yazardık diyordu son zamanlarını küçük yaşlarımda görmeme rağmen hayatımda unutamıcağım günlerdir hafızamda kazılır :) Onlar gerçek ustalar gerçek sanatçılar gerçek tabelacılar onlara sonsuz saygım ve sevgim vardır :)
 

mete meral

Üye
Kayıt
12 Eylül 2008
Mesaj
74
Tepki
0
çok güzel bi hayat hikayesi insan bazen nekadar saçma bulsada bilen kişinin düşüncesini
her bilenin bir bildiği ve mantığı olduğunu gözeler önune koyabiliyor
 

Ünal Er

Üye
Kayıt
21 Kasım 2008
Mesaj
109
Tepki
1
Bende daha önce elle çizilmiş bir tabela örneği gördüm.Şunu diyebilirim pc öylesine bir çalışma yapmak gerçekten zor.Yapan amcamız perspektif bilgisine hayran kaldım
 

tuceng

Üye
Kayıt
11 Kasım 2009
Mesaj
6
Tepki
0
arkadaş eski ustaların hakkını vermek lazım fakat bu gün geçmişte yapılan elle yazılan tabelayı yapın bakalım kim beğenecek kime satabilirsiniz
 
Kayıt
2 Kasım 2008
Mesaj
302
Tepki
10
Serkan bey teşekkürler paylaşım için.Evet nerde o eski ustalar ? Kim biliyorki değerlerini ? Bende ilk işe (desinatörlük) başladığım seneler elle çizim yapılıyordum. Sadece çizime eli yatkın kişiler yapıyordu bu işi. Yeni eleman yetişmesi epeyce zaman alıyordu.Sadece elinin yatkın olması değil aynı zamanda çabuk kavramak gerekiyordu çizim tekniğini.Hatırlamam sayısını kaç kere ellerime kretuar,ve tarama ucu batmıştır.Rapido çok pahalı olduğu için pek kullanmazdık.Ve en zoru metraj çizimi ile başlamıştım ,desenin tasarımı,raportlanması,raportun 64,16 ya tamamlanması,raport tekrarının aptek ile kapatılması....Tramlı geçişli desenleri ya karakalem ile yada sulu boya ile her rengini ayrı ayrı çizip kartona raportlaması yapılıyordu .Çok hatırlarım işimi kolaylıştırmak için farklı yöntemler bulmaya çalıştığımı. Mesela doku lazım ,duvarların pürüzlüğünden ,ayakkabı tabanından ,yer döşemesimden,yapraktan,pamuk,ve akla gelebilecek herşeyi kullanmaya çalışıyordum daha iyi netice alabilmek için.Yapılan işin bir değeri vardı ,günler bazen de haftayı geçiyordu çizimler.Ama sonunda bir sanat eseri çıkıyordu ortaya.Bilgisayar çıktı mertlik bozuldu.... Şimdilerde ise bu işte para var diye duyan ve bilgisayarı açıp kapamasını bilen herkes desinatör olmaya karar veriyor.
 
Yukarı Alt