Grafik Tasarımcı nedir? Tanımını yapabilirim diyen buyursun...

farukcagla

Grafik Öğretim Görevlisi
Kayıt
24 Şubat 2008
Mesaj
642
Tepki
23
Sayın Yazarçizer,
Sabri Varol'un bu yazısı beni çok ilgilendirdi, alıntıladığınız için teşekkür ederim.

Lakin, başka bir forumda dediğiniz forumun adını yazmanız hem yasa hem de nezaket kuralı gereğidir.

Ne yazık ki, sadece yazarın adını yazmamız yeterli olmuyor. Yayınlandığı yeri de yazmak gerekir. Aslını görmek isteyen oraya gidebilmelidir.
 

yazarcizer

Üye
Kayıt
7 Nisan 2010
Mesaj
54
Tepki
1
Valla Faruk Bey, yazı alıntıladığım forumda şu an yok, içerikler silinmiş falan.. Ben önceden sakladığım için aktarabilmiş oldum.
Her neyse, yine de yazdım kaynağını. Kolay gelsin...
 
Kayıt
7 Temmuz 2008
Mesaj
208
Tepki
5
Selam,

Sayın Sabri Varol'un adobeegitim.com sitesinde bulunduğu dönemde hatta ondan da önce o sitede bulunmuş ve yazdıkları karşısında kişisel düşüncelerimi belirtmiş bir kişi olarak 2006 yılı yaz döneminde yazdığı yazılarından birinin buraya taşınmasını ilginç ve anlamlı bulduğumu söyleyerek başlamak istiyorum.

2006 yılı Ağustos ayında yine kendisinin açtığı ve dinodream sitesinde daha öncesinde tartışılıp sonuca varılmayan hatta büyük tartışmaların yaşandığını gözlemleyip gülüp geçtiğim,

- Okullu olmayan kişiye grafik tasarımcı denir mi..?

başlığı altındaki yazıyı tutup adobeegitim sitesine taşıması ve bu çerçevede bir tartışma ortamı oluşturma çabası sonrasında kendisine yazdığım bir yazı ve bu yazı içerisinde sorduğum sorulardan rahatsız olmuştu. Karşılıklı bir iki mesajlaşma sonrasında kafasındaki ikircikli düşünceyi sorgulamaya başladığımı farkedip yazışmayı kesmiş ve sitenin o dönem yönetiminde olan kişilere beni şikayet etmişti. Tuhaf yaklaşım biçimlerine sahip ilginç bir kişiliktir. Şimdi yine görüyorum ki aynı ikircikli düşünce biçimi bu siteye de bir şekilde taşınmış. Kendisinin yazdığı bu yazı sonrasında şu an yazacaklarımı bakalım kime şikayet edecek ve ne sonuç alacak merak konusudur.

Tüm bunlara karşın ben yine de bu yazıya o dönem cevap verdiğimi hatırlamıyorum ama vermediysem de bu dönem vermiş olayım. Konuya şu meşhur "Baykuş" logosundan girmek sanırım hem eski adıyla akademi yeni adıyla fakültemizin veya genel tanımlamasıyla üniversitemizin bu logoyu benimsemesindeki temel yaklaşım biçimini yansıtmaya çalışayım.

Adına Baykuş denen kuş ülkemizde ne işe yaradığı anlaşılamamasına karşın nedense bir türlü sevilmez. Oysa ki kuşlar familyasının gece yırtıcıları bölümüne ait bu kuşumuz yunan mitolojisinin neredeyse temel taşıdır. Baykuş yunan mitolojisinde zeka, sanat, strateji, savaş ve barışın tanrıçası Athena'nın birincil sembolüdür. Baykuş bilgeliği, mızrak savaşı ve zeytin dalı da barışı temsil eder.

Neymiş, bizde genellikle ve çoğunlukla uğursuz olarak kabul edilen baykuş yunan mitolojisinin bilgelik timsaliymiş. Bunun dışında kuşlar arasında rengi görebilen tek canlı olması açısından da ilginç bir özelliğe sahiptir. Yunan mitolojisinde aklın, zekanın, bilgeliğin ve sanatın temsilcisi baykuş bize gelince birden damdaki bacaya tüneyen felaket tellalı uğursuzun biri oluvermiş. Karşımıza çıkan duruma neden sonuç ilişkisi içerisinde bakma becerisine sahip olamayan insanımız aklı ön plana çıkartan, bilgiye değer veren her şeyi baykuş örneğinde olduğu gibi yararsız hatta uğursuz ilan eder ve kendisini ilgili durumdan bir güzel sıyırır. Kısaca neymiş, ilgili durumu kendi çıkarına yontamayan kişi karşısındakini uğursuz ilan edermiş. Neyi mi..? Baykuşu...

Bu noktadan hareketle grafik tasarımcı olmanın temel çıkış noktasının sanatsal ve teknik bilgi, öngörülebilir ve geliştirilebilir beceri ve deneyim bütünlüğü olduğunu algılayamayan ve bunların arasında doğru mantıksal bağlantıyı kuramayan, tutarlı yaklaşım biçimini yakalayamayan kişilerin bakış açısı da doğal olarak usta çırak ilişkisi ve batıda loncalık, doğuda ahilik sisteminin bugün bile vazgeçilmez bir eğitimsel süreç olduğuna vurgu yapar. Bu konuda hızını alamayanlar ise vurgu yapmanın da ötesine geçip bunun bir zorunluluk olduğunu bozuk plak gibi tekrarlayıp dururlar.

Oysa ki gerek genel olarak gerekse de sektörel olarak bilgi edinmenin veya bilgiye ulaşmanın temel dayanak noktası çağdaş sistematik bir eğitim sürecidir. Bu süreç içerisinde etkin olan kişilere usta değil bilgi aktarıcı ya da öğretici denir. Bu bilginin edinildiği yere de öğrenim alanı tanımlaması yapılır. Çağdaş bilginin edinildiği yerler ise spesifik bilgilendirme ve yöntem edindirme alanları olan üniversitelerdir. Adına üniversite denen kurumun kapısından içeri girildiğinde herşeyin bir çırpıda öğrenileceği ya da daha doğru bir tanımlama ile kazanım olarak edinilebileceği kurumlar değildir. Kişi seçtiği veya seçmek zorunda kaldığı alanda spesifik bilgi düzeyine erişmek amacıyla üniversiteye gitmelidir. Bu anlamda öğrenim sürecinde etkin rolü üstlenmiş kişilere usta değil öğretici, karşı taraftaki kişiye de çırak değil öğrenici denir.

Günümüzde grafik tasarımcı mesleğini içeren sanatsal konularda olması gereken düzeyde bilgiyi edinmiş olarak sektördeki yerini almak zorundadır. Renk uzayının ne anlama geldiğini bilmeyen, tasarımı doğru bir denge üzerine oturtmanın orantı, görsel hiyerarşi, görsel devamlılık, bütünlük ve vurgulama ile sağlanacağından habersiz bir grafik tasarımcının üstüne bir de bilgisayar program bilgisinin de olmadığı düşünüldüğünde bu kişinin kime, ne şekilde ve hangi yöntemle iş yaptıracağı ya da grafik tasarımı oluşturacağını düşünmek bile abestir. Reklam ajanslarında veya herhangi bir atölyede bu tür şahısların kendisine çalışma ortamı bulabileceğini varsaymak ise hayalciliğin ta kendisidir. İnsan için aslolan üretmektir. Üretmeyen, üretemeyen kişiye de grafik tasarımcı denemez.

Grafik tasarımcının temel dayanak noktası bilgidir. Dünyaya bakışında, sektöre yaklaşımında, insan ilişkilerinde ve en önemlisi de sanatsal çalışmalarında temel dayanak noktasının mutlaka bilgi olduğunu ve bu bilgiyi edinmek için gündüzünü gecesine katması gerektiğini hiç bir zaman aklından çıkarmamalıdır. Günümüzde bilgiye erişmenin önceki yıllarda olduğundan daha kolay olması da bu anlamda bilgi sürecinin kesintiye uğramadan süre gitmesinde grafik tasarımcıya önemli bir katkı sağlayacaktır.

İçerisinde yaşadığı toplumun ekonomik sisteminin ne olduğundan başlayarak, siyasal ve sosyal ilişkilere, felsefi, ahlaki, mantıksal bakış açıları ve düşünce biçimlerinin neredeyse tümüne kadar başlangıçta en azından genel bir bilgi birikimini yaratmasının hem kendisi hem de üretim sürecinde insan ilişkilierinde birincil koşul olduğunu aklından çıkarmamalıdır. Bulunduğu toplumun içerisinde yaşayan ama bulunduğu toplumun sürekli önünde olma noktasında düşünce ve davranış biçimini özümsemiş bir grafik tasarımcı yaşamsal beklentilerini, sosyal kazanımlarına dönüştürebilen nitelikli bir sanatçı olma yolunda önemli bir adım atmış demektir.

Grafik tasarımcı toplumsal yaşamın içerisinde her şeyden önce bir bireydir. Bireysel bakış açısını toplumun hang kademesinde olması gerektiğini bilinçli olarak seçme ve bu noktadan hareketle yolunu çizme kararlılığında olmalıdır. Grafik tasarımcı avam değil elit düşünce biçimini sanatsal düşüncesi ve bakış açısıyla sağlamlaştırabildiği oranda olması gereken noktaya ulaşır. Sıradan insanların bakış açısına sahip bir grafik tasarımcının sıradışı etkinlik oluşturabileceğini ve çarpıcı tasarımlara imza atacağını düşünmek deyim yerindeyse ahmaklıktır.

Grafik tasarımcı yeri geldiği zaman ayakları yerden kesilip uçabilen, yeri geldiğinde de mantıksal bütünlük içerisinde yere sağlam basabilme becerisini gösterebilen bir kişi olmalıdır. Yere sağlam basmak kişiyi diğerleriyle aynı kefeye koymak olarak algılanmamalıdır. Yaşamının neredeyse tamamını mesleğine ve sanatsal gelişimine ayırması neredeyse zorunluluk olan bir meslek dalında çalışma yürüttüğümüz düşünüldüğünde teknolojik, sosyolojik, ekonomik ve sektörel gelişmelerin tümüne yatkın olması en önemlisi de bu gelişmeleri gönüllü olarak takip etmesi vazgeçilmez bir gerekliliktir.

Bu anlamda Sayın Sabri Varol'un bu yazısının bazı bölümlerine düşünce olarak katılıyor olmama karşın içerisine düştüğü ikircikli bakış açısını red ediyorum. Bir yanda kişilerin bireysel olarak her tür özgür bakış açısı ve yaklaşım biçimini desteklerken hatta bu noktada individualizmi gelinen noktada örneklerken diğer yandan usta çırak ilişkisi adı altında geçmişin günümüzde geçerliliğini yitirmiş üretim ilişkilerine atıfta bulunuyor. Bu vatandaşın içerisine düştüğü çelişkinin ta kendisidir. İçerisine düştüğü düşünce karmaşasının ve gelgitlerin nedenlerini anlayabiliyorum ama kabullenmiyorum. Kapitalist sistemin düşünce yapıları ile feodal dönemden kalma artık düşünce sistemini birbiri içerisine harmanlayıp sonra bir de bunu bilgi aktarımının temeli yapmayı kesinlikle kabullenmem mümkün olamaz.

Bir kişinin düşüncesine karşı çıkmak veya onun düşüncelerini desteklemek o kişinin düşünce yapısını tümüyle destekliyor olmak anlamına gelmez. Bu bağlamda bu yazıyı yazan kişinin düşüncelerinin genel doğrular kısmına katılmama karşın ayrıntılara ve yöntem sunma şekline karşıyım. Günümüzde öğrenim ve bilgi aktarımının usta çırak ilişkisi mantığına indirgenmesi kadar anlamsız ve saçma bir düşünce olamaz. Temel düşünce öğrenici konumundaki kişinin kendi ayakları üzerine dikilmesine ve sağlam temeller üzerinde yükselmesine kişisel katkı sağlamak olmalıdır. Yoksa kişiyi birilerine bağımlı kılmak değil.

Bu ve bu düşünceye sahip kişilerin genel yaklaşım biçimi genelde insanları özelde de grafik tasarımcıları kendi güdümü altında tutmak amaçlıdır. Gelişimi ve bilgi birikimini bağımlılıkla eşdeğer olarak görmek bu arkadaşların kişisel kaygılarını bu anlamda gün yüzüne çıkarma çabalarının bu ve benzer konuları yansımasıdır. Üretim sürecinde etkin rol üstlenmesi anlamında grafik tasarımcının felsefe, sosyoloji, mantık, psikoloji ve genel anlamda insana dair her tür bilim dalından en azından bir tutam bilgi sahibi olması ve tüm bunları sanatsal birikim sürecinde edindiği bilgi birikimiyle birbirinin içerisine yedirmesi ve ortaya tropik meyvelerle süslenmiş bir kişinin ortaya çıkartması kadar doğal ne olabilir.

Hangi sistem içerisinde, ne tür müşteri kitlesine hitap ettiğinizi, hangi sanatsal bakış açılarına sahip olduğunuzu ve bunların tümünün doğrulanacağı bir turnusol kağıdına sahip olmanız gerektiğini bilgi birikiminiz, deneyiminiz ve yorumlama biçiminizle ele almanız sonuçta kimseye boyun eğmeden bildiğiniz yolda yürümeniz bir grafik tasarımcı için olmazların birinci kuralıdır. Bu kuralı dikkate alıp benim ve bu tür kişilerin doğru olarak algıladığınız düşünce biçimlerini bilgi naznenize katıp diğerlerini çöpe atmayı becerdiğiniz oranda genelde sanatçılık özelde ise grafik tasarımcılık yolunda önemli adımlar atmış olacaksınız.

Saygılar...

Not: Bu yazının yayınlandığı sitenin son durumunu merak edenler,

http://groups.adobe.com/group/614

bu linki tıklayıp sitenin geldiği son noktayı görebilirler. Bu ve benzer tartışma ortamlarının bir dönem oldukça sık yaşandığı o site bugün adobe otelinin 614 nolu boş odası durumundadır.
 

yazarcizer

Üye
Kayıt
7 Nisan 2010
Mesaj
54
Tepki
1
Sayın Yongacı;

Kendisi usta tanımlamasının çerçevesine muhakkak “öğreticileri” de dahil ediyordur ve yazdıklarından resmi öğrenim sürecine de karşı olduğu da çıkarılamaz… Sadece geleneksel anlamda ki rahle-i tedris sürecini “dayatsa” idi, bunu ayrıca ve açıkça ifadelendirirdi zaten. Ayrıca şu icazet alma sistemini miadı dolmuş köhne bir yapı olarak görüyorsanız, diploma ile icazet arasında temelde ne fark olduğunu sizden ayrıca öğrenmek te isterim? Zaten alaylı olmak demek, bir ustadan işin yolunu yordamını öğrenmek değil midir? Belki içi hakkıyla doldurulmuş olsa bile, alaylı yetişme tarzına da karşısınız, bilemiyorum? Hatta şurada bahsedilen kültürel donanıma sahib olmak için malesef üniversite tahsili de çoğu kez yetmiyor. Geniş görüşlülük, merak, dikkat ve kıvam gerek:

Maddi bir varlik degilsin ve ruhunu unutmamalisin. aksi durumda, kibirli, elestiriye dayanamayan, snob, muhatap dahi olunamayan bir zavalli olarak dolasanlara biraz daha dikkatlice bakin. spirituel, ezoterik bilgiler edinmelisin. felsefe (eflatun_dan garudy_ye, frederick nietchze_den carl yung_a) seni asla biktirmamali. ne yazik ki gunumuzde kuantum fizigini de incelemelisin, boylece depresyona girmezsin, sikinti icindeyken gercekte ne oldugunu hatirlayip rahatlarsin. heisenberg_in belirsizlik ilkesinden imam-i gazali_nin nokta-i cevvalesine kadar ogrenebilecegin cok hayret verici bilgiler var. shrodinger_in 1930lardaki meshur kedi deneyini de inceleyebilirsin (kedinin ve birer canli olarak bizlerin de, ayni anda hem canli, hem olu oldugunu ortaya koyan teorisi). tasavvuf_dan baslayip gnostiklere kadar bircok sufi yasam biciminin de farkinda olmalisin.

"Diplomalı cahillerden" siz de bolca görmüş olmalısınız...

Aslında hem "usta" hem "öğretici" olanlar da var... Zamanında büyük ajanslarda kreatif direktörlük yapmış ve son yıl proje dersine girmiş olan usta “öğreticimiz” böyle biriydi. Üstelik kendisi, tasarım programlarını kullanmayı bilmeyen bazı hocalarımız gibi ayrıca operatör çalıştırdığını söylerdi.

Peki grafik tasarım programlarının ve teknik konuların uzmanlarından biri olan Sabri Bey, kendi işini küçümseyerek nasıl "ikircikli" bir duruma düşsünki? "Ama"ya dikkat:

madde 2. TASARIMCI TEKNIK KONULARI + YAZILIMLARI BILMEK ZORUNDA DEGILDIR.
ama bilmiyorsa freelance calisamaz ve artik tasarimevleri, ajanslar, matbaalar kendisini pek tercih etmez. bu da tasarimcinin sorunudur, onun tasarimciligina bir zelle getirmez

Yani, bence yazının genelinde ki makûl önerilere ve tespitlere odaklanmak ve takdir etmek gerek; üslub u beyan ayniyle insan...

 
Kayıt
7 Temmuz 2008
Mesaj
208
Tepki
5
Selam,

Sayın yazarcizer,

Adobeeğitim sitesinde 2006 yazında Sayın Sabri Varol'un yayınladığı, benim gerekçelerini sunarak, karşı çıktığım ve katıldığım noktalara işaret ederek yazdığım yazıyı sanırım okumuşsunuz.

Bu yazıda ne tür bir bakış açısını hangi yaklaşım biçimi ve mantık silsilesiyle açıklamaya çalıştığımı da umarım anlamışsınızdır. Sizin çok önemsediğiniz ve aradan geçen süre içerisinde bir kenara alıp özenle sakladığınız bir yazının herkes tarafından aynı oranda takdir ve tebrik göreceğini umarım düşünmüyorsunuzdur. Üstelik bi yazı geçmiş düşünce ve bakış açıları ile günümüz düşünce ve bakış açılarını harman etme kaygısı ve çekincesiyle yazılmış hatta tüm bunların üzerine bir de kişisel sosyo-ekonomik kaygı ve beklentiler eklenmişse ortaya şekilde görüldüğü gibi başı başka sonu başka bir yazı çıkar. Adına ikircikli bakış açısı denen şey de işte tam bu noktada anlamını bulur.

Bir yanda bilimi savunacak, aklın ve bilimin her şeyin üzerinde gelişmenin motoru olduğundan dem vuracaksınız, diğer yanda köhnemiş yapıların yozlaşmış düşünce biçimleriyle insan yetiştirilmesinin önemine işaret edeceksiniz. Bu bakış açısıyla yetişecek olan kişiye de;

- " Grafik tasarımcı " adını yakıştıracaksınız..!

Milattan önce (M.Ö.) 624 - 546 yılları arasında Milet'te yaşamış bir filozof, gökbilimci, matematikçi ve aynı zamanda siyaset adamı olan Thales'i sanırım biliyorsunuzdur. Bu muhterem yaşamını bilime adamış bilimsel gelişmeye önemli katkılar sağlamış bir kişidir. Hatta Thales deprem denen olguya bile kendince bir tanımlama getirmiştir. Bilimsel yönde çalışmalarıyla tarihe geçmiş bu şahıs düşüncelerini ve çalışmalarını hiç bir zaman ekonomik kazanç hanesine eklemeyi aklından geçirmemiştir. Deyim yerindeyse bu dünyaya yoksul gelmiş ve yine yoksul olarak ama arkasında bıraktığı bilgi hazinesiyle bu dünyayı terk edip gitmiştir. Bu durum Thales'in kendi tercihiydi. Hatta bu durumla ilgili Aristoteles ilginç bir tanımlama bile yapmıştır.

Şöyle;

"Onu yoksul biri olduğu için küçümsemişlerdi. Bu da onlara göre felsefenin, bilimin, hiçbir yararı olmadığını gösteren bir özellikti. Oysa ki Thales, gök cisimlerinin hareketlerini inceleyip, onları önceden tahmin edebildiği için, ne zaman büyük bir zeytin hasadı elde edilebileceğini bilebilirdi. Bundan dolayı da; epeyce para kazanabilir, kışın parasını Milet ve Khios'taki bütün zeytinyağı elde etmeye yarayan mengenelere yatırıp, tümünü ucuza kiralayabilirdi. Zamanı gelip bu zeytinyağı mengenelerine gereksinme duyulunca da, dilediği fiyata onları kiraya vererek çok büyük kazançlar sağlayabilirdi. Böylece bir filozofun, bir bilginin, isterse nasıl zengin olabileceğini herkese göstermiş olurdu. Felsefecinin işi bu değildir. Thales bilgiyi bir çıkar amacıyla değil, yalnızca bilmek için istiyordu."

O tarihte yaşamış Thales bile bu tarihte yaşıyor olan Sabri Varol'dan birkaç yüz fersah daha ileri bir düşünce biçimine sahipti. Üstelik bu düşüncesini de kişisel küçük hesaplarına kurban etmemişti. Kişisel hesap ya da menfaat her zaman paraya endekslenemez. Toplum üzerinde saygınlık ve fark yaratma eğilimi de genel anlamda bir kişisel hesaba denk düşer. Örneklediğiniz bu yazı baştan sona çelişkilerle dolu. Ne anlattığının iyice anlaşılmasının yanında bir de insanlar üzerinde ne tür olumsuz etkiler yapacağının tartışılması gerekir. Yarardan çok yararcılığı ön plana çıkartan muhteremin bu yazısı olmaması gerekene güzel bir örnek olarak bir kez daha dikkatli ve araştırmacı bakış açısıyla okunmalıdır.

Saygılar...
 

yazarcizer

Üye
Kayıt
7 Nisan 2010
Mesaj
54
Tepki
1
Açıkçası "günah keçisi" müşterilerin yaklaşımlarını beğenmeyenler her zaman ortaya esaslı ürünler koyuyormu ki? İğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına; bence videoda gördüğümüz kurgu, diyalog ve grafik unsurlar pekte zekice ve başarılı değil ama yine de gülümseten bir mesajı var :)

http://www.vertigoplus.com/olmamasi_gerekenler
 

yazarcizer

Üye
Kayıt
7 Nisan 2010
Mesaj
54
Tepki
1
Sayın Yongacı;
Cevabınıza teşekkürler ama hala aydınlanmamış noktalar var…Bahsettiğiniz tartışmayı okumadım ya da hatırlamıyorum. Sabri Bey’in satırları dikkatimi çektiği için saklamışımdır, daha esaslı fikirler farketseydim belki onları da saklardım. Eğer meselenin mecrasını bambaşka yönlere çekecek ufuk açıcı katkılarınız varsa yine yazabilirdiniz.

1- Pekala şu durumda Sabri Bey’in ne tür kişisel ve ekonomik kaygıları vardır ve yazısının neresinde bunların izleri saklıdır hiç bilmiyorum veya anlamadım? Üstelik tüm grafik tasarımcıların ve sizin de ekonomik kaygıları muhakkak vardır. Hem ne fark eder; biz üçüncü kişiler olarak ikinizi de tanımıyoruz, yani niyet okuyucu da değiliz, yani bu yüzden söyleyene değil söylediğine bakmak durumundayız. Hem "başka bildiklerim var" edasıyla yüklendiğiniz Sabri Bey’le aranızda kişisel sorununuzun olmadığını nerden bilelim? Değilse "baştan sona çelişkilerle dolu" yazısından üç tane örnek gösterebilir misiniz?

2- Ayrıca eski ve yeni bakış açısı derken tam olarak neyi kastediyor sunuz ve niçin birbiriyle uzlaşamaz? Modern öğretim yöntemlerin mutlak doğruluğunun kanıtlarını ve geleneksel tedris usûllerinin işe yaramazlığının sağlam gerekçelerini bilimselliğin gereği olarak olarak yazmanız gerekmez mi? Bakın halâ pek çok yeni hattat, ustalarından eski yöntemle icazet almıyor mu? Belgelenmiş liyakatleriyle mükemmel işler çıkaran ve ödüller alan hattatların icazetleri geçersiz, lüzumsuz ve eski midir? Ve madem mesele sadece “eski-yeni” meselesinde tıkanıyor:

“O tarihte yaşamış ustalar bile bu tarihte yaşıyor olan öğreticilerden birkaç yüz fersah daha ileri bir düşünce biçimine sahipti” dememize ne mani olabilir? veya eski Süleymaniye yeni apartumandan, eski usta kaligraf yeni photoshop cambazından daha kıymetli değil mi? (Bkz: Turgut Cansever - Kubbeyi yere koymamak)

Zaman algısı üzerine spirituel, ezoterik bilgiler edinmemiz gerekiyor sanırım. Tüm bunlar bir yana kendisi rahle-i tedris sürecini dayatıyor mu demiştim?

3- Ve çağdaş GSF öğreticilerden düne kadar bilgisayar kullanmayı bilmeyenler olduğunu da eklemiş ve program öğreticisi de olan biri bunun gereksizliğini nasıl savunabilir diye yazmıştım?

Evet, kimsenin avukatı değilim. Varsa esaslı fikirler taşınmaya değer, taşırız...
 

Erkan Nehir

Grafik Tasarımcı & Ressam
Uzman Üye
Kayıt
10 Ocak 2010
Mesaj
2.523
Tepki
53
Arkadaşlar paylaşımlar ve bilgiler çok güzel fakat çok merak ettiğim bir konu var. Paylaşım güzel fakat her cevapta birilerinden birebir alıntı yaparak altına link koymak veya isim vermek yerine acaba başka sitelerin de bizden alacağı özgün açıklama ve tanımları ne zaman yapacağız... Merakla ve sabırsızlıkla bekliyorum...
 
Kayıt
7 Temmuz 2008
Mesaj
208
Tepki
5
Selam,

Siz benim konuya yaklaşım biçimimi ya anlayamadınız ya da kişisel kaygılarınızın savunmasını yapmaya çalışıyorsunuz. Oysa ki anlatmak istediğim bakış açısının ne yönde olduğunu ve bunları içeren düşüncelerin içeriğini belki sizin anlayamadığınız bir dil ve yaklaşım şekliyle ve genel algılama düzeyinin biraz üzerinde (ki bu tarzı bilinçli olarak sunuyorum) olabilir. Bu anlamda ilgili duruma anlaşılmak değil kaygısal yaklaşımlar hakim olur.

Sayın Sabri Varol'la aramda dün olmadığı gibi bugün de herhangi bir şeyin alınıp verilememesi durumu söz konusu değil. Kendisinin yazdığı bir yazıyı sizin bu alana taşımanız konuya malzeme oluşturdu.

Usta - çırak ilişkisinin günümüz bakış açılarında geçerliliğinin olmadığını onun yerine sistematik bir öğrenim sürecinin geçerli olduğunu önce bilirttim şimdi de belirtiyorum. Öğrenicinin kurumsal bir çatı altında (Üniversite) öğreticiden aldığı temel artistik ve teknik bilgilerin ustanın çırağını yetiştirmesi olarak algılanamayacağına göre bu anlamdaki sektörel bakış açıları içerisinde ustası olmayan bir kişinin de doğal olarak herhangi bir kişiden icazet ya da benzeri şeyleri almaya da gereksinimi olmayacaktır. İşte bu durum bile tümüyle eski dönem bakış açılarını temelden yok sayan bir yaklaşımdır.

Yaşamsal süreçte her bir birey doğal olarak benzerlerinden etkilenir. Bu etkilenmeye sektörel olarak baktığımızda kendi kuşağımızdan önce ya da sonra farketmez her bir grafik tasarımcının çalışmalarından da doğal olarak etkileniriz. Bu durum herhangi bir kişinin usta veya çırak olmasını gerektirmez. David Carson gibi bir grafik tasarımcıdan etkilenmeyeceğini ya da esinlenmeyeceğini söyleyen kişinin grafik tasarımcı olma yolunda hangi düşünceye sahip olduğunu bana kim söyleyebilir. Etkilenecek, çarpılınacak, esinlenecek çalışma örneklerini sunan herkesten ne olduğuna bakmadan etkilenmek her grafik tasarımcının bence birincil görevi olmalıdır.

Aramızda bu noktadan başlayarak günyüzüne çıkan bakış açısı farklarını anlayabilirim. Olabilir olarak algılayabilirim ama konu hat sanatına ne zaman geldi bunu anlayamıyorum. Aslında kişisel bakış açısının bu noktaya bu mantıkla geleceği açık ama bu kadar da olmaz dedirtecek bir şekilde oluşması tuhaf. Bundan sonraki durağımız mahyacılık olacaksa hiç yazmayalım daha iyi.

Bir konuda ilgili durumu örneklendirecekseniz ya da alıntı yapacaksanız bence konuyla ilintisi olan anlamlı kıyaslamalar yapın ki konuya dışardan bakan kişilerin algılaması da mantıklı olsun.

- Eski Süleymaniye, yeni apartuman
- Eski usta kalifraf, yeni photoshop cambazı


Bu ilişkilendirmeler birbiriyle uyuşmuyor. Geçmiş dönemin ilişki ve çelişkilerinin günümüzde de geçerli olduğunu düşünmek anlamsız ve hatta yersizdir. Geçmişe bakıp geleceği yönlendirmeye çalışmak ya da özlemlemek yerine günümüzdeki sağlıklı örneklere dikkat çekmek daha anlamlı olur düşüncesindeyim.

Teknolojik ve sanatsal gelişmelerin anlamı ve yararı üzerine yazışacaksak buyrun devam edelim ama konu bu noktadan sonra;

- Aslında eski daha iyiydi öyle usta hattatlarımız vardı ki şimdiki grafik tasarımcılar onların eline su bile dökemezler. Şimdikilerden olsa olsa photoshop cambazı olur başka da bir şey olmaz…

noktasındaysa konuyu burada keselim daha iyi. Anlaşılmamak üzerine master yapar tarzda yazışmanın sizi bilmem ama benim için hiç bir anlamı yok.

Saygılar…

Not: David Carson'u ve tasarımlarını incelemenizi öneririm.
 

yazarcizer

Üye
Kayıt
7 Nisan 2010
Mesaj
54
Tepki
1
Grafik tasarım(!) çalışmaları:

Mengü ertel:
http://www.menguertel.com/



Bülent Erkmen:



Reza Abedini:
http://www.rezaabedini.com/







David Carson:
http://www.davidcarsondesign.com/



John Londons:
http://www.johnlangdon.net/



John Stevens:
http://www.johnstevensdesign.com/







Hat(!) çalışmaları:

Savaş Çevik:
http://www.savascevik.com/



Hamid Ajami:
http://www.moala.net/




Evet gördüğünüz gibi hat sanatı ve grafik tasarımcılık çok farklı(!); bu yüzden ikisinin eğitim süreçleri arasında da zerrece ilişki yoktur ve asla mukayese edilemez(!).

- Aslında yeni daha iyi, öyle usta grafikerlerimiz var ki eski hattatlar onların eline su bile dökemezler. Eskilerde olsa olsa geri kafalı köhne kalem işçileri olur başka da bir şey olmaz…

Sanırım asıl siz bunu söylemek istiyorsunuz. Halbuki ben Haticeye değil neticeye bakanlardanım; yeni eğitim süreçlerini(ki zaten o süreçlerden geçmiş bir grafikerim), photoshop cambazlığının ötesine geçmiş hakiki tasarımcıları inkar etmem imkansız... Eskiyi sadece eski olması itibariyle reddeden; buna rağmen eski düşünürlerden örnekle yaklaşımına destek arayıp "ikircikli tavır" sergileyen de ben değilim. Bence eski veya yeni yok; doğru ve yanlış, hakiki ve sahte, güzel ve çirkin var! Bu yüzden eski olduğu halde aşılamamış nice eser ve isimler saygıyla anılmaya devam eder.

Sorduğum net soruların net cevablarını(kanıtlarını) alamadığımdan lüzumsuz tekrarlara düştüğümüzü düşünüyorum. Kolay gelsin..
 
Yukarı Alt